28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bugün bayrammmm...

Bugün bayrammmm....
     Ne güzel bişey sevdiklerinle bi bayram sabahına uyanmak. Rabbimin bizlere hediyesi..Çocukların cıvıltısı bayram şekeri, bayram neşesi.. Allah evlerimizden huzuru, mutluluğu, neşeyi, sağlığı, gülen yüzleri eksik etmesin..Dillerimizden duamız eksik olmasın. Rabbim bizi duasız, ezansız koymasın. Hayırla önümüzdeki Ramazanı karşılamayı nasip etsin inşallah..Herkese hayırlı, iyi bayramlar..
    Allah yar ve yardımcımız olsun...
    Selam ve dua ile..

24 Temmuz 2014 Perşembe

Kadir gecemiz mübarek olsun...

     Rabbim bu gece hürmetine tüm günahlarımızı bağışlasın inşallah..Gönlümüzdekilerin hayırla olmasını nasip etsin. Cehennem azabından, kabir azabından, şeytanın şerrinden ve vesvesesinden, her türlü kötülük ve beladan Rabbimiz bizi muhafaza etsin inşallah.Sağlıklı, Peygamberimizin'in(s.a.v) yolunda hayırlı ömürler nasip etsin. Allah yar ve yardımcımız olsun...
Dua ile hayırlı geceler...

22 Temmuz 2014 Salı

Gazze'nin çocukları...




      " Çocuklar uyurken susulur, ölürken değil..."
    
       Şu günler hürmetine bu günahsız yavrulara yardım et Allah'ım...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Gazze'nin gözyaşları



" Bir yetimin başını önüne eğdiğini ve boynunu büktüğünü görürsen eğer, kendi çocuğunun yanağına sakın öpücük kondurma." Sa'di-i Şirazi (k.s)



Bu acının tarifi yok...Hiç acımadan günlerdir katledilen müslüman kardeşlerimize yardım et Allah'ım...Onları bu hale koyan İsrail'i kahru perişan eyle...

Dualarımız Gazze için...Allah yar ve yardımcımız olsun...

SEN YOKTUN...

SEN YOKTUN


Sen yoktun sultanım,
Hazreti Adem’deydi nurun,
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin,
Adem nuruna affedildi,
Arafat bu affa şahitti.

***

Sen yoktun,
Nuhun gemisindeydi nurun,
Dalgalar yeryüzünü boğarken,
Taprağın bağrındaki su,
Gökyüzüyle buluşurken,
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple,
Tufan nurunu selamladı edeple.

***

Sen yoktun,
Hazreti İsmail’in alnındaydı nurun,
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden,
“Rabbimiz” dedi,
Onlara kendi içlerinden,
Senin ayetlerini okuyacak,
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin alem,
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak,
Amin dedi İsmail,
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı Uhut olan bir amin yankılandı Sevr dağında.

***

Sen yoktun sultanım,
Hazreti İsa, Ahmed diye muştuladı seni,
Alemlerin efendisi diye sana seslendi,
Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine,
Çünkü bu alemin reisi geliyor,
Bekleyin Ahmed geliyor,
Kainata rahmet geliyor,
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun,
Ama sen yoktun,

***

Sen yoktun,
Hazreti Abdullah’ın alnındaydı nurun,
Başı eğik gezerdi mazlum,
Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada,
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
Ağlayarak süslediler ölüme,
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler,
Sen yokken sultanım,
Canlı, canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi,
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu,
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi,
Melekler süslüyordu Hira’yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke,
Alem efendisine hazırlanıyordu,
Kainatın gözü Hazreti Amine’deydi,
Toprak yalvarıyordu Rabb’ine,
Gel diye ağlıyordu mazlumlar gözleri semada,
Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah !
Bir inişin vardı yer yüzüne !
Önünde cebrail !
Ardında yalın kılıç melekler !
Bir inişin vardı yer yüzüne,
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
Öksüzler annelerine sarıldı doya, doya.

***

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini,
Herşey sus pus olmuştu,
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu,
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden;
Muhammed  !
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini,
Muhammed  !
Melekler öptü o nurdan ellerini,
Muhammed  !
Seni yaratan Allah’a kurbanız ey dürri yekta !
Sana o adı veren Rahman’a kurbanız,
Artık sen vardın,
Susuz topraklara rahmet indi seninle,
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle,
Yağmura mı ihtiyaç var ?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah,
Yeterki sen iste,
Sen iste Ya Rasulallah,
Deki ben kimim ?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulallah desin,

***

Sen vardın,
Bedir kardı,
Uhut dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı,
Ölmek için yarışan yiğitlerin,
Hele bir Enes’in vardı Ya Rasulallah !
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
“Niye burada oturuyorsunuz ?” diye sormuştu,
Onlar da;
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş” deyince,
“Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız ?”
“Kalkın ve onun gibi ölün!” demişti,
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü,
Hem de ne şehit ey nebi !
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu,
Musab Bin Umeyr’in vardı senin,
Uhut’ta sancağını taşıyan,
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki,
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi,
Ebu Hureyren vardı,
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı,
Sen anlardın,
“Ya Ebâhir gel !” derdin,

***

Ve sen gittin,
Bir gidişle gittin,
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu,
Ne zaman teşebbüs etse,
Muhammed  Rasulullah demeye,
Dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi,
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu,
Ve asırlar oldu,
Sensizliğe açtık gözlerimizi,
Ama sen bırakmazsın bizi,
Sen varsın ey şehitlerin sultanı,
Sen varsın !
Bir şehit bile ölmezken,
Sana nasıl yok deriz,
Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip,
“Beni burda kime bırakıp gidiyorsun ?” demiştin,
“Ne anam var ne babam ?”
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden,
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah ?
Bırakma bizi ki;
Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor,
Bırakma bizi !
Hayatı seninle öğretti Rahman,
Kulluğu seninle tanıdık,
Duayı senden öğrendik sevgili !
Hazreti Ömer Umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
“Kardeşcik duanda bana da yer ayırır mısın ?”
Bizler Ömer değiliz ama,
Bütün dualarımız senin için,

***

Ey Rabbimiz !
Rasulünü anışımızdan haberdar et !
Ona binler salat, binler selam !
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver,
Ona vesileyi lutfet,
Onu refik-i Ala’ya yükselt,
Bizi de affet,
Onun hatrına affet,
Zatının hatrına affet.
Ne olur affet bizi,
Bizi affet.

Dursun Ali Erzincanlı

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Dua,rahmet ve istigfara giden yol = NAMAZ

 
  Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun...

    Bugün dinimizin direği, imandan sonra en kıymetli ibadetimiz olan namazdan bahsetmek istiyorum.

    Namaz...

    Rabbimizin huzuruna çıktığımız o an...

    Yaradanın huzurunda O'nun izniyle secdesinde olduğumuz o an...

    Bu hepimiz için tarifsiz bir duygudur. Namaz " salat" demektir. Kur'an'daki karşılığı salat'dır. Salat; dua, rahmet ve istigfar demektir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Namaz dinin direğidir. Namaz kılan kimse, dinini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan elbette dinini yıkar."  buyurmuştur.

    Namaz bize Miraç hediyesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Miraç' a çıktığında Rabbimiz namazı farz kılmıştır.

    Okuduğum bir yazıda namazın farzları şu şekilde anlatılmaktaydı:

1. Başlangıç tekbiri = Allahü Ekber: İnsan tekbir getirirken dünyasını ellerinin üzerine koyup ardına atar. Önünde sadece Rabb’ine uzanan yol kalır. O yol sırat-ı müstakim’dir.

2. Kıyam: Kıyam, ayakta durmak, ayağa kalkmak, doğrulmaktır. Kıyam, kelime-i tevhidin ilk yarısıdır. Lâ ilâhe illâllah’ın “kulluk edilmeye layık hiçbir varlık yoktur” anlamına gelen lâ ilâhe’sini temsil eder. Bu şirke, küfre, isyana başkaldırıdır. Namazın her kıyamı da öyledir.

3. Kıraat: Kur’an’ın namaza taşınmasıdır. Namaz vahyin bedenidir, vahiy namazın ruhudur. Kıraati tilavetten ayıran şey “anlam”dır. Okuyanın anlama cehdi tilaveti kıraate çevirir. Maksat yaşamaktır. Anlamadan yaşanmaz. Kıraatin kalbi Fatiha’dır.

4. Rükû: Saygıdan dolayı boyun eğmeyi ifade eder. Kıyamdaki saygının bir sonraki aşamasıdır. Rükû tek başına ictimai teslimiyeti, secde ise şahsi teslimiyeti ifade eder. Zira “Rükû edenlerle birlikte rükû edin!” âyeti vardır, fakat “Secde edenlerle birlikte secde edin!” âyeti yoktur. Rükû, kıyam ile secde arasında bir duraktır. Rükû hamd’in beden diline yansımasıdır. Onun için rükûdan doğrulan kul, “Allah hamd edeni işitir” der. Allah Rasulü (s.a.v) cemaate namaz kıldırırken bu cümleyi söylemiş, bunun üzerine Rasulullah’ın (s.a.v) ardında ilk kez namaza duran bir bedevi, “Madem işitir, ben de hamd edeyim o zaman” mantığıyla, “En güzel, sonsuz, en mübarek hamd O’na olsun; gökler ve yerler dolusu hamd O’na olsun!..” diye yüksek sesle hamd etmeye başlamış. Allah Rasulü (s.a.v) namazdan sonra “Kardeşinizin sözlerini yere düşürmemek için semadan meleklerin hücum ettiğini gördüm” buyurmuş ve o bedevinin hamd sözlerini kendisi de namazlarına taşımıştır.

5. Secde: Saygının nihai noktasını ve zirvesini temsil eder. Huşû duyan kalp önce sahibini ayağa kaldırır, sonra boyun eğdirir, en sonunda secdeye vardırır. Secde insanın Allah karşısındaki mahviyet ve kulluğunu temsil eder. Secde insanın insanlığını Allah’ın huzurunda yere koymasıdır. İnsanlığımızı temsil eden alnımızı Allah’ın huzurunda yere koymamız, insanlığımızı borçlu olduğumuz Rabb’e şükür nişanesidir. Secde Allah’a kurban olmaktır. “Secde et ve yaklaş” (‘Alak 96/19) âyeti bunu ifade eder. Secde anne karnındaki saf hale dönüştür. O nedenle secdedeki duruş ceninin anne karnındaki duruşuna benzer.

6. Ka’de: Oturuş, yolculuğun sonunu temsil eder. Salât içinde duanın en yoğun olduğu bölümdür. Dua sadece “ibadetlerin beyni” değil, namazın da beynidir. Selâm miraç yolculuğunun sonunu temsil eder. Sağınız ve solunuzdaki tüm varlığı selâmlayarak, varlığı temsilen bu miracı yaptığınızı söylemiş olursunuz. Namaz teslimiyetinizin alameti, selâm ve selâmet teslimiyetinizin ödülü, teslimiyetiniz İslâm’ınızın alametidir. Selâm vermekle, teslimiyetinizin ödülünü bütün bir varlıkla paylaşmış olursunuz.

     Namaz; salattır, duadır, ibadettir, kulluktur. Namaz çağrıdır, huzurdur. Rabbim bizi secdesiz koymasın. Huzuruna çıkabilmeyi nasip etsin.

    Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Sonsuz salat ve selam Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) olsun...
 
   Kulağımız ezanda, başımız secdede, ellerimiz ve dilimizde dua ile...