17 Haziran 2014 Salı

HZ. OSMAN (r.a) ŞEHADETİ

Yıl 656 Medine...
     Hz. Osman (r.a) Kur'an okuyordu. Bir ara susuzluğun ve yorgunluğun verdiği tesirle uzaklara daldı kuran okurken. Diz üstü oturmuştu. Kuran okurken başı öne eğildi, uykuya dalmıştı birden bire. Uykudayken rüyasında önünde bir koridor vardı ve başka koridorlara açılıyordu. Onu tutup götürüyorlardı, burdan burdan diyorlardı. Sonra koridorlardan geçti. İlerde bir ışık kümesi gördü. Orada birileri oturuyordu. Yaklaşınca birden ne görsün. Allah'ın Resulu oradaydı. Bir yanında Hz. Ebubekir öteki yanında Hz. Ömer vardı. Allah'n Resulü ile karşı karşıya kalmıştı. Allah Resulü bakıyor, gülümsüyordu.
     Osman geldin mi ?
     Geldim ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni susuz mu bıraktılar ?
     Beni susuz bıraktılar ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni hapis mi ettiler ?
     Beni hapis ettiler...
     Seni mescide indirmiyorlar mı ?
     Beni mescide indirmiyorlar Resulallah (s.a.v)...
     Sen aç mı kaldın ?
     Ben aç kaldım ya Resulallah (s.a.v)...
     Hadi Osman acele et. Gel! bu akşam seni bekliyoruz. Bereber iftar yapacağız.
     Birden sıçradı, uyanmıştı. Cuma günü akşam üstüydü. Hanımı Naile geldi. "Ne oldu Osman!"  dedi.
"Rüyamda Resulallah'ı (s.a.v) gördüm. Beni çağırıyordu. Ben gitmek üzereyim demekki..." dedi. Birden entarisini çıkardı. "Bana şalvar getirin." dedi. Hayatı boyunca şalvar giymemişti. O an şalvar giydi sadece ve o kadar edepliydi ki... Biraz sonra şehit edileceğinden edep yeri açılmasın diye şalvar giyecekti. Biliyordu ki o zalimler onu yerde sürükleyeceklerdi. Kapı zorlanıyordu. Eşine" terk edin burayı, beni yanlız bırakın, beni kuranla başbaşa bırakın." dedi. Kuran önündeydi. Başını önüne eğmişti sadece kurana bakıyordu. Kapıyı kıranlara bakmıyordu bile sonra birisi içeri girdi. Sakalından tuttu ve o an başını kaldırdı baktı. Gördüğü kişi sevdiği bir insanın oğluydu. O an gözlerinden yaşlar geldi. Ağlıyordu büyük halife. Delikanlı bırakıp kaçtı sonra üst üste başına gelen demir darbeleri meleklerin haya ettiği o büyük insan,o büyük nur mekanın utandığı halifenin kanı kuranın üzerine damlıyordu.
"Onlara karşı sana ALLAH yeter. " yazılı ayetinin üzerine...
     Üç gün boyuca kimse ona yanaşamıyordu. Cesedini dahi kaldırtmıyorlardı. Hanımı Naile elini uzatmış ona inen darbeleri durdurmaya çalışırken eli kopmuştu. Üç gün sonra 12 sahebe gece karanlığında Hz. Osman'ın yanına gidiyorlardı. Beyaz elbisesi beyaz saçı beyaz sakalı kana bulanmıştı. O çoktan iftara gitmişti. Resulun yanındaydı. Çok özlediği dostlarının yanındaydı. Çile bitmişti.
      Sırtladılar onu yıkamadılar. Şehitti çünkü... Elbisesini çıkarmadılar kanla gidecekti hesaba, hesap sormak için...Gecenin geç saatinde gömdüler Hz. Osman'ı... O rahmet ve bereket insanı sevgilisine kavuşmuştu.
     İşte bugün Hicri 19 Şaban 1435 günü...Yani yine o gün...Hz. Osman'ın Rabbiyle buluştuğu gün. Nasıl kıyıpta vurdu o eller peygamber dostu, Allah dostu bir insana...Nasıl bu kadar karardı vicdanlar, mühürlendi kalpler...Görmez oldu gözler, kulaklar gerçeği inkar etti.
     Fakat susmadı diller, yürekler. Israrla ısrarla Allah dedi; böylesine büyük bi acının yanında ondan büyük Allah ve kuran aşkıyla yanan o yürekler...
     Rabbim dilimizden de yüreğimizden de eksik etmesin iman aşkını...Hz. Osman'ın edebinden nasip etsin inşallah hepimize...
     Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) olmak üzere Hz. Osman(r.a), Hz. Ebubekir(r.a), Hz. Ömer(r.a), Hz. Ali(r.a) ve tüm ehlibeytine sonsuz salat ve selam olsun....

            Yüreğimizde Hz. Osman'ın acısı, gözümüzden akan iki damla yaş ve dilimizde dua ile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder