25 Haziran 2014 Çarşamba

Allah'ın izniyle Dua ile!..



     Hayırlı geceler...    

     Bugün biz insanoğlunun sürekli düştüğü bir hatadan bahsetmek istiyorum. Bu sıralar çok daha fazla dikkatimi çekiyor. "Ben dua ettim, hemen oldu" cümlesi. Tabiki oluyor (eğer nasibimizde varsa), fakat Rabbimiz dilediği için oluyor. Dilemese biz ne kadar edersek edelim olmayacaktır. "Duası kabul olan insanlar var ama!" diye kurcalansa da beynimiz,emin olmalıyız ki bu da Rabbim'den gelen bir nimettir. O kulunu çok sevdiği için duası makbul olan bir insandır ve yine Allah nasip ettiği için kabul olmuştur. Eğer ki dilemese açılır mıydı ellerimiz. Yalvarır mıydı dillerimiz. Hersey Allah'ın lütfundadır. Rabbim izin vermiştir, dua etmemize. Ama ne yazıkki bazen bunu bile göremeyecek kadar benlik duygusu sarıyor içimizi. "BEN dua ettim, BENİM sayemde oldu." diyebiliyoruz.

     Çok sevdiğim bir yazar olan Cemalnur Sargut hanımefendi bir sohbetinde şöyle diyordu:

     "Ben dua ettim. Oldu! diye bişey yoktur. Allah bize lütfeder, içimize bir istek verir. Biz o isteği hatırlarız, Allah'a dua ederiz. Ordaki duadan kasıt sadece Allah'a yaklaşmanın, kendimizin hiçbirşey ve beceriksiz olduğunu idrak etmenin zevkinden başka birşey değildir. Olması olan olur.Yapan ALLAH'tır. "
   
     Öyleyse "kun fe yekun"...

     Allah layıkıyla anlayıp idrak edenlerden olmayı nasip etsin inşallah...

     Rabbim'in izniyle Dua ile!..

19 Haziran 2014 Perşembe

Hiç düşündün mü?.. Peki sen?..

     Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun...
     Ramazan ayının yaklaştığı bugünlerde içimde tarifsiz bi heyecan hisssediyorum. Rabbim hayırla Ramazan-ı Şerif'i karşılamayı ve layığıyla tamamlamayı nasip etsin hepimize inşallah...
     Bugün okuduğum bi yazıyı paylaşmak istiyorum.
     Gül kokulu sevgili Peygamberimiz (s.a.v)'in vefatının son anlarında Cebrail (a.s) şöyle demiş:
"Ey Allah'ın Habibi (Habibullah)! Sen ve ümmetin girmedikçe hiçbir ümmet cennete girmeyecektir."(Tirmizi)
     Resulullah Efendimiz (s.a.v) miraca çıktığı gece, Allah Teala ile arasında geçen bir konuşmayı şöyle anlatmış:
     "Rabbim beni miraca çıkardığı zaman (ve sidretü'ül-müntehayı geçtiğimde) beni yaklaştırdıkça yaklaştırdı. Öyle ki iki yay arası mesafa kaldı; belki daha az, hayır aradaki mesafe daha da azdı...
Sonra bana,
    - Ey habibim ey Muhammed, dedi. Ben de,
    - Lebbeyk (buyur) ey Rabbim, dedim. Bana,
    - Seni peygamberlerin en sonuncusu yapmam üzdü mü, dedi.
    - Ya Rabbi, hayır, dedim.
    - Ey habibim! Ümmetini, ümmetlerin en sonuncusu yapmam onları üzdü mü, dedi.
    - Ya Rabbi, hayır, dedim. Bunun üzerine Rabbim bana dedi ki:
    - Benden ümmetine selam götür ve onlara de ki: Ben onları ümmetlerin sonuncusu kıldım ki onlar bütün ümmetlere şahit olsunlar ve kusurlarına başka kimse şahit olmasın." (Süyuti)

     Bu ne büyük bir lütuftur. Rabbim idrak edenlerden olmayı nasip etsin...
     Peygamber Efendimiz (s.a.v) her zaman ümmetim demiş.Biz ise "O'nun ümmeti olmaya layık mıyız?" bunu her zaman sorgulamalıyız. Hesap vakti geldiğinde nasıl çıkacağız huzura. Biz yeterince sahip çıkamadık emanetine nasıl diyeceğiz. Orada müslüman kardeşlerimiz acı çekiyordu, biz ellerinden tutmadık nasıl diyeceğiz...
    Korkuyorum...
    Bu dünyanın karanlığında kaybolmaktan...Kendimde kaybolup yalnızca ben olmaktan...Kör olan vicdanlardan...Peyamberimize (s.a.v) layık ümmet olamamaktan...
   Rabbim yar ve yardımcımız olsun..

   Gül kokulu hayırlı geceler... Dua ile...

17 Haziran 2014 Salı

HZ. OSMAN (r.a) ŞEHADETİ

Yıl 656 Medine...
     Hz. Osman (r.a) Kur'an okuyordu. Bir ara susuzluğun ve yorgunluğun verdiği tesirle uzaklara daldı kuran okurken. Diz üstü oturmuştu. Kuran okurken başı öne eğildi, uykuya dalmıştı birden bire. Uykudayken rüyasında önünde bir koridor vardı ve başka koridorlara açılıyordu. Onu tutup götürüyorlardı, burdan burdan diyorlardı. Sonra koridorlardan geçti. İlerde bir ışık kümesi gördü. Orada birileri oturuyordu. Yaklaşınca birden ne görsün. Allah'ın Resulu oradaydı. Bir yanında Hz. Ebubekir öteki yanında Hz. Ömer vardı. Allah'n Resulü ile karşı karşıya kalmıştı. Allah Resulü bakıyor, gülümsüyordu.
     Osman geldin mi ?
     Geldim ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni susuz mu bıraktılar ?
     Beni susuz bıraktılar ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni hapis mi ettiler ?
     Beni hapis ettiler...
     Seni mescide indirmiyorlar mı ?
     Beni mescide indirmiyorlar Resulallah (s.a.v)...
     Sen aç mı kaldın ?
     Ben aç kaldım ya Resulallah (s.a.v)...
     Hadi Osman acele et. Gel! bu akşam seni bekliyoruz. Bereber iftar yapacağız.
     Birden sıçradı, uyanmıştı. Cuma günü akşam üstüydü. Hanımı Naile geldi. "Ne oldu Osman!"  dedi.
"Rüyamda Resulallah'ı (s.a.v) gördüm. Beni çağırıyordu. Ben gitmek üzereyim demekki..." dedi. Birden entarisini çıkardı. "Bana şalvar getirin." dedi. Hayatı boyunca şalvar giymemişti. O an şalvar giydi sadece ve o kadar edepliydi ki... Biraz sonra şehit edileceğinden edep yeri açılmasın diye şalvar giyecekti. Biliyordu ki o zalimler onu yerde sürükleyeceklerdi. Kapı zorlanıyordu. Eşine" terk edin burayı, beni yanlız bırakın, beni kuranla başbaşa bırakın." dedi. Kuran önündeydi. Başını önüne eğmişti sadece kurana bakıyordu. Kapıyı kıranlara bakmıyordu bile sonra birisi içeri girdi. Sakalından tuttu ve o an başını kaldırdı baktı. Gördüğü kişi sevdiği bir insanın oğluydu. O an gözlerinden yaşlar geldi. Ağlıyordu büyük halife. Delikanlı bırakıp kaçtı sonra üst üste başına gelen demir darbeleri meleklerin haya ettiği o büyük insan,o büyük nur mekanın utandığı halifenin kanı kuranın üzerine damlıyordu.
"Onlara karşı sana ALLAH yeter. " yazılı ayetinin üzerine...
     Üç gün boyuca kimse ona yanaşamıyordu. Cesedini dahi kaldırtmıyorlardı. Hanımı Naile elini uzatmış ona inen darbeleri durdurmaya çalışırken eli kopmuştu. Üç gün sonra 12 sahebe gece karanlığında Hz. Osman'ın yanına gidiyorlardı. Beyaz elbisesi beyaz saçı beyaz sakalı kana bulanmıştı. O çoktan iftara gitmişti. Resulun yanındaydı. Çok özlediği dostlarının yanındaydı. Çile bitmişti.
      Sırtladılar onu yıkamadılar. Şehitti çünkü... Elbisesini çıkarmadılar kanla gidecekti hesaba, hesap sormak için...Gecenin geç saatinde gömdüler Hz. Osman'ı... O rahmet ve bereket insanı sevgilisine kavuşmuştu.
     İşte bugün Hicri 19 Şaban 1435 günü...Yani yine o gün...Hz. Osman'ın Rabbiyle buluştuğu gün. Nasıl kıyıpta vurdu o eller peygamber dostu, Allah dostu bir insana...Nasıl bu kadar karardı vicdanlar, mühürlendi kalpler...Görmez oldu gözler, kulaklar gerçeği inkar etti.
     Fakat susmadı diller, yürekler. Israrla ısrarla Allah dedi; böylesine büyük bi acının yanında ondan büyük Allah ve kuran aşkıyla yanan o yürekler...
     Rabbim dilimizden de yüreğimizden de eksik etmesin iman aşkını...Hz. Osman'ın edebinden nasip etsin inşallah hepimize...
     Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) olmak üzere Hz. Osman(r.a), Hz. Ebubekir(r.a), Hz. Ömer(r.a), Hz. Ali(r.a) ve tüm ehlibeytine sonsuz salat ve selam olsun....

            Yüreğimizde Hz. Osman'ın acısı, gözümüzden akan iki damla yaş ve dilimizde dua ile...

16 Haziran 2014 Pazartesi

"Kun fe yekun"


Umudunu yitirme sakın...
Sonra mı?
Sonrası "kun fe yekun"...

     Allah bir şeyi murad edince ona sadece "ol" der,  o şey de hemen oluverir. Bu kelime Kur'an'da mutlak yaratma anlamıyla sekiz defa geçer. Ilk defa 41. sırada yer alan Ya'Sin süresinde geçer. "O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sade "OL" demektir. O da hemen oluverir. " ( Yasin, 82)

     İkinci olarak 44. sırada yer alan Meryem süresinde geçer: " Çocuk edinmek Allah'a yakışmaz. O, (böyle şeylerden) münezzehtir (ayrı olmak). Bir işi yapmak istedi mi, ona sadece "OL!" der, olur. "

 (Meryem, 35)
 (Al-i İmran, 47)
 (Al-i İmran, 59)
 (En'am, 73)
 (Bakara, 117)
 (Nahl, 40)
 (Mü'min, 68)

    Dünyanın varoluşu, şu an alabildiğimiz nefes, gördüğümüz ve gözümüzle algılayamayacağız her varlık her yaratık kısacası herşey "kun fe yekun"...

    O halde nedendir ümitsizlik, mutsuzluk, sitem, isyan? Unutmamak lazım, vardır herşeyin bir nedeni. Olmuyorsa bil ki vardır bir hayır. Bir gün mutlaka dönüp gelecektir en umutsuz anında. Çünkü tam umudumuzu yitirdiğimiz anda olur beklenen. İşte asıl sınav burda başlar; sabırla beklemek mi, isyan etmek mi?..

    Umudunu yitirme sakın...
    Sonra mı?..
    Sonrası "kun fe yekun"...


       Sabırla, hayırla, dua ile...