30 Aralık 2014 Salı

Hayat bizi yaşarken; yine de "elhamdülillah" ısrarla "Ya Allah"..


Hayırlı, nurlu, gül kokulu geceler dilerim...
Bugün mevzu biraz derin..
Yine uzun bi aradan sonra yazmak, nasıl başlayacağımı bilemiyorum.

Neyse!...

Şu fani dünyada küçümsemeyin kimseyi...
Vakti gelince, en yüksekte duranı da bir çukura gömüyorlar.
Büyüdükçe küçüldüğünü görmüşsen, bil ki büyüksün!..

Dünyaya geldiği günden beri, yaşı dışında umutlar, sevdalar, adı konmamış hüzünler büyüttü insan..
Kimi umutlar, sevdalar; mutluluk postunu giydi, bir tebessüm de kayboldu..
Kimi hüzünler gözyaşına büründü, bir damla suda buhar oldu, toprağa yar oldu...
Yada kefen giydi, gönlünde mezar oldu insanın.
Hataları oldu "insan mıyım değil miyim" diye sınadı kendini..
Hataları insan olduğunu idrak ettirdi insana.
Hata yapmazsa ne diye dua edecekti Mevla'ya!
İhanete uğradı, umudu, mutluluğu çalındı belki..
İnsan olan insan kalan ise tek birşeyini çaldırmadı arsıza, hırsıza...
Sırtından vuruldu...
Vaktinde tuttuğu eller, öptüğü eller, türlü türlü hançerlerle yaradılar sırtından..
"Damarlarım temizlendi." dedi, "eyvallah" dedi insan olan, insan kalan...
Mahşer günü "kulum ne getirdin?" diye sorunca Rabb'i sırtını dönüp "yaralarım var Allah'ım" diyeceği izleri oldu insanın...
Nimete şükrettti, belaya hamdetti. Hiçbir an isyan etmedi.
Yaşadıklarından şunu öğrendi insan olan, insan kalan;
"Ne kadar yaşarsan yaşa; yaşın, hayattan aldığın ders kadardır"
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, gerçek yaşı büyüttüğü sevda, yaşattığı umut, kaybolduğu hüzün, kurduğu hayaller, akıttığı gözyaşları , çektiği acı kadardır.

Söyle şimdi sen kaç yaşındasın?...

8 Aralık 2014 Pazartesi

Ney olup ağlamaktır en güzel duamız...



    Geceniz hayr olsun...Nur olsun...

    Ney sesinin verdiği huzur...

    Ney olup ağlamaktır en güzel duamız...

   Dinle neyden ki hikâye etmede, Hep ayrılıktan şikâyet etmede
Mevlâna'nın mesel dünyasında, ney insanı temsil eder. İnsan da, tıpkı
ney gibi, içinde nefes saklamaktadır.

    İnsanın her sözü, bir özleyişin ve bir ayrılığın ifadesidir. İnsanın iç çekişleri, aslından
ayrı olmanın hüznünü, yuvadan uzak olmanın sancısını yansıtır.
Kamışlıktan kopardıklarından beri beni, Feryadım ağlatır her kadını ve
erkeği..

    Kamışlık neyin anayurdu ve evidir. İnsan da tıpkı
ney gibi cennetten, yani yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedî
muhabbetle doyduğu cennetten dünya gurbetine sürülmüştür. İnsan kalbi,
tıpkı ney gibi, fena ve zevalin, ayrılık ve yokluğun yaşandığı bu
dünyada, inceden inceye feryad etmektedir.

    İnsan ruhu olması
gereken yerde değildir; geçmişe ait hüzünler ve geleceğe ait kaygılar,
aslında hep bu uzaklığın sözsüz ve sessiz ağlayışından ibarettir.
Senai Demirci

6 Aralık 2014 Cumartesi

Ahiret gelmekte!..

 Allah'ın rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun inşallah.

      Aslında şu an yazmak gibi bi fikrim hiç yoktu. Fakat biraz önce okuduğum bir paylaşım beni çok etkiledi. Kısaca sizlere de bahsetmek istedim.

     Daha  doğrusu Rabbim vesile kıldı çünkü dua etmemi nasip etti bu vakitte.. Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Elhamdulillah :)

     Konuya gelecek olursam... Çok ders verici bir söz : "Dünya geçip gitmekte, ahiret ise yönelip gelmektedir." Hz.Ali (r.a)

     Bizler ise ölümün ne zaman gelip kapımızı çalacağını bilmeden sanki hiç gelmeyecekmiş gibi hala başka koşuşturmalardayız. Ya gerçekten idrak edemiyoruz yada anlamak nefsimize ağır geliyor.

    Rabbim gerçek idrak sahibi olanlardan olmayı nasip etsin. Vakit dolduğunda gerçek bir kul olarak Rabbimizin karşısına çıkmayı nasip etsin Yüce Yaradan. Öyle bir iman versin ki Rabbim, hem bu dünyamız hem ahiretimiz cennet olsun inşallah...
 
     Nefsim yine susmuyor cenneti istedi ama layık mı bilmiyor!. :) Rabbim hem isteyip hem layık olanlardan eylesin inşallah...
 
     Geceniz hayr  olsun. Geceniz nur olsun. Bol dualı bol şükürlü olsun.
 
     Selam ve dua ile...

13 Kasım 2014 Perşembe

"ÖRTÜN!"

Arşla arz buluştu.
Tüm esma yansıdı.
Varlık titredi. 
Hira titredi.
Resûl evine koştu.
Arş kalpli kadın kapıdaydı. Şefkat dolu kalbe seslendi:
"Örtün beni!
Örtün beni!"

Vahyin ağırlığını örtü teskin ederdi. Bildi mübarek annemiz, örtünün mahkem gücünü. O bilinçle örttü kendisini ve eşini. Örtülere bürünmüş Resûl ve örtülere sarınmış annemiz anladı: Arş'ın dili olan vahyin ağırlığını ancak örtü taşıyabilirdi. Sır, örtü ile açıldı; örtü açılınca sır kapandı. Kalp ağacının Arş'ta dal budak vermesi için beden çekirdeğini örtü toprağında sarıp sarmalamak gerekirdi. 
Vahyin ilk yansıması örtüye bürünmek oldu. 
Resûl'ün ilk hitabı da kadına: "Örtün!" 
 (alıntı)

     Hiç bu açıdan bakmamıştım. Okuduğum bir kitaptan alıntı bir yazı. Beni çok etkiledi. Sizlerle paylaşmak istedim. Nedense uzun bir süredir yazamıyorum sanırım herşeyin olduğu gibi bunun da bir zamanı var.

     İnşallah Rabbim edepli, ilim sahibi, dilde müslüman değil de her haliyle yaşantısıyla davranışlarıyla örnek birer müslüman olmayı nasip etsin bizlere..

     Dilerim Rabbim'den evlerinizden huzur, mutluluk, bereket, sağlık, ibadet ve dua eksik olmasın. Rabbim her daim yar ve yardımcınız yardımcımız olsun inşallah. Sevgililer sevgilisi Gül kokuluya sonsuz salat ve selam olsun. Allahümme salli ala seyidina Muhammed (s.a.v.)

     Rabbim kimin ne sıkıntısı varsa hayırla sonuçlandırsın inşallah. Geceniz gündüzünüz hayr olsun, nur olsun..
     Sağlıcakla kalın...
     Dua ile kalın..

15 Ekim 2014 Çarşamba

GEL! SULTANIM...


Mecnunun, masukun, neftunun say beni...
Ey İsa'nın, Musa'nın, İbrahim'in cümle peygamberin, kainatin peygamberi...
Sana olan aşkımın aşkına mahşer günü ümmetinden say beni...
Bilki ömrüm seni meczub gibi sevmelerle, GEL demelerle son bulacak...
Bilki yüregim AHMED'İM, AHMED'İM diyerek duracak...
GEL diye biliyorum içimdeki hasreti dindire bilmek için...
Sana GEL diye bilmek tek teselli benim için..ALLAH habibimi sevin dediği için...
Çok seviyorum SENİ ALLAH için.. ÇOK SEVİYORUM.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Artık Bir Hikayesi Var...

Bu resim Gaziantep'de çıkan olaylarda annesini kaybeden küçük bir bebeğin belki de hafızalarımıza kazımamız gereken resmi...
Annesi korkudan ışığı kapatıp perdeyi çekerken nerden geldiği belli olmayan bir kurşunla hayatını kaybetti...
Yavrusu 10 aylık...ve ağlıyor..Artık kim susturabilecek bu yavruyu, kim annesinin yerini dolduracak, kim annesinin kokusunu verecek..ağlıyor çünkü annesini arıyor..annesi kucağına alsa susacak çünkü bir tek annesini biliyor. Onun güvenli kucağını arıyor.
Kimin hakkı vardı bunu yapmaya...
Ağlıyorum...yitip giden insanlığımıza..Yok Olan vicdanlara..acımayan kalplere..susan dillere..
Ağlıyorum...
Rabbimmmm yardım et. Anneler yavrusuz, yavrular annesiz kalmasın. Bu bozgunculara, vicdansızlara gün yüzü gösterme Allahım....
Yurdumuza birlik ve mutluluk ver..bizi bu beladan kurtar...
Amiinnn aminn amin aminnnnnn...

12 Eylül 2014 Cuma

Yardımmm!...

     Geceniz hayr olsun inşallah...
   
     Bir konuda yardımınızı talep ediyorum.

     Peygamberimiz (s.a.v )  'in hayatını anlatan tüm detaylarıyla, savaşlarıyla, hanımları ve çocuklarıyla ilgili bir kitap okumak istiyorum. Önerebileceğiniz bir kitap ve yazar ismi var mı?

     Yorumlarınızı bekliyorum...

     Allah'a emanet olun...

     Selam ve dua ile...

4 Eylül 2014 Perşembe

NAMAZ AĞACI

 Hayırlı, nurlu akşamlar...

    Bugün çok güzel bir uygulamaya rastladım. Aslında rastlamak kelimesinden pek hoşlanmıyorum. Rabbim nasip etti gördüm diyeyim en doğrusu...             

    Sizlerle paylaşmak istedim. Benim çok hoşuma gitti. Çocuklarımız için güzel bir uygulama olabileceğini düşünüyorum.

     Şimdi biraz bundan bahsedeyim :

Ağacın Tanıtımı : Bu ağacın, dört haftayı temsil eden 4 büyük dalı vardır.
Günleri de temsil eden 31 tane küçük dalı vardır.

Her küçük dalda 5 vakit namazı temsil eden yaprakları vardır.

Ayrıca her küçük dalda günlük sadakayı temsil eden bir meyva bulunur
(bu sadaka maddi veya manevi olabilir).

YANİ:

HER BÜYÜK DAL : BİR HAFTA

HER KÜCÜK DAL : BİR GÜN

HER YAPRAK : BİR NAMAZ VAKTİ

HER MEYVA : BİR SADAKAYI temsil eder.

Kullanım kılavuzu : Her ayın başında, ayı temsil eden büyük dal ve haftayı temsil eden küçük dal ile baslanır.
Vaktinde kılınan her namazın ardından bir yaprak yeşil renkle boyanır.

Şayet namaz kaza olarak kılındıysa yaprak sarı renkle boyanır.

Sadakayı temsil eden meyvaya gelince, o da kırmızı renkle boyanır.

Ağacın amacı nedir ?
Çocukları güzel bir yöntemle namaza teşvik etmek ve namaza alıştırmak.

Çocukları sabıra alıştırmak, öyle ki yemyeşil bir ağaç elde ettiğinde bir ödül kazanmak.

Anneye Babaya itaat:
Çocuk annesine babasına itaat ettiğinde o günü temsil eden küçük dalı kahverengiyle, çocuk yaramazlık yapıp söz dinlemediginde ise siyah renkle boyamak.

Ayrıca Bu Hususlara da Muhakkak Dikkat Edilmesi Gerek :
1-Namazın tamamen ALLAH rızası icin kılınması gerektigi cocuga anlatılmalı
2-Her agac resmi cocuk odasında veya
cocuga ait bir dolaba asılırsa verimli olur.

3-Cocukta bıkkınlık görüldügünde anne ve babalar bizzat ilgilenip agacı kendileri boyamalı.

4-Cocuk tatlı bir dille namaza cagrılmalı.

5-Cocuk, namaz vakti girdiginde namaza cagrılmalı cünkü namaz vaktini seçemeyebilir.

6-İlk haftanın ardından çocukta bıkkınlık görülebilir.

Bu durumda büyük bir teşvikle çocuğu tekrar heveslendirin.

7-Ağacın tümü bittiginde ve yemyesil bir hal aldığında, cocuk ödüllenir, arkadaslarını cağırarak kücük bir kutlama halinde de yapılabilir. 

(Alıntıtıdır. Allah hazırlayan kardeşimden razı olsun. Paylaştığım için hakkını helal etsin inşallah)

     Çocuklarınızla uygulayabileceğiniz güzel bir yöntem. Severek namaz bilinci oluşturabiliriz. Rabbim bu bilincin hepimizde oluşmasını naip etsin inşallah. Cennet için değil de Rabbim'in rızasına sahip olabilmek için, Allah'a kul olduğumuz için bu bilinçle kılmayı nasip etsin inşallah bizlere..

     Allah'a emanet olun kardeşlerim...

     Rabbim hep iyilerle karşılaştırsın. Merhametsiz, Allah korkusu olmayan insanlardan uzak tutsun inşallah bizleri...

    Evlatlarımızla, eşlerimizle, sevdiklerimizle, sağlığımızla ve onların sağlığıyla sınamasın bizleri inşallah. Kaldıramayacağımız yükler yüklemesin bizlere kurban olduğum Rabbim...

    En güzele Yüce Yaradana emanetsiniz...

    Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize, üzerimize olsun inşallah...

30 Ağustos 2014 Cumartesi

"Allah diye savaşanlara"...

    
     Ahh şu insanoğlu... Allah aşkı ve büyük bir imanla kazanılan bu güzel yurdumuzda, ezan sesinden rahatsız olan insanlar var. Halbuki yurdun dört bir yanı işgal altındayken dahi ezanlarımız susmamış. Rabbim o günü bize göstermesin zaten. Onlar sayesinde bu rahata sahipler fakat farkında değiller.

     Allah Çanakkale'deki tüm Şehitlerimize, Seyit Onbaşı'ya ve bu ülke için canını veren tüm kardeşlerimize rahmet etsin.

     Kabirleri nur, mekanları cennet olsun inşallah...

     Selam ve dua ile...

     Hayırlı akşamlar...

29 Ağustos 2014 Cuma

Hayırlı cumalar...

Rabbim bu cuma gecesi hürmetine kimin ne sıkıntısı varsa gidersin inşallah...

Evlerimize huzur, mutluluk; işlerimize bereket, bedenimize sağlık nasip etsin inşallah...

Tüm işlerimizi hayırla sonuçlandırsın. Kurban olduğum Rabbimiz bizi evlatlarımızla sınamasın inşallah...

Eşlerimizi korusun, gözetsin. Hanımların kocalarına, kocaların hanımlarına hayırlı eş, evlatlarımıza da merhamaetli ana baba olabilmeyi nasip etsin inşallah...

Başta gül kokulu, canımız Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) ve Ehl-i beytine sonsuz salat ve selam olsun...

Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Merhamaet et, Rahmet et, affet Allah'ım...

Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun.

Hayırlı, nurlu, bol dualı cumalar...

26 Ağustos 2014 Salı

Sabır'dır...Sınav'dır...

  
    Rabbim tüm sıkıntılarımızı sabırla karşılamayı ve sabırla,hayırla uğurlamayı nasip etsin bizlere inşallah..

    Hayırlı, huzurlu akşamlar...

    Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun...

    Sabır ve dua ile...

24 Ağustos 2014 Pazar

Ayetlerin Seyyidi..."Ayetel Kürsi"



"Bismillahirrahmanirrahim

Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm."

Ayetel Kürsi Anlamı:

"Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. O hayydır, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (Hiçbir şey O'na gizli kalmaz.) O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar, O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür."

     Büyüklüğünü Peygamberimiz’in bildirdiği Bakara sûresinin 255. âyeti… Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyetinin en veciz cümlelerle ifadesi; Âyetü’l-Kürsî…       

      Tamamı on cümle olan Âyetü’l-Kürsî’de Allah Teâlâ’nın birliği, zâtı ile daima diri ve kaim olduğu, uyuklama ve dalgınlık gibi beşerî hallerden münezzeh bulunduğu, kainatı kendi tasarrufunda bulundurduğu ve O’nun izni olmadan katında kimsenin şefaat edemeyeceği, ilminin ezel ve ebediyeti kuşattığı, kudretinin arz ve semaları kapladığı, zâtının yüce olduğu bildirilmek suretiyle tevhid inancının esasları özetle beyân edilmektedir.

        Geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (SAV), Zeyd’i (RA) çağırarak yazdırmıştır.

     Burada sözü edilen kürsî; bildiğimiz “taht” manasında olmayıp, Yüce Allah’ın şânına lâyık, mahiyetini ancak Allah Teala’nın bildiği bir varlıktır.

        Hayy; lugatte diri ve canlı manasına gelir. Allah’ın yüce sıfatlarından olup, daima var olan, varlığı kesintiye uğramayan, ezelî ve ebedî olan demektir.

        Kayyûm; bütün yaratılmışların idaresini bizzat yürüten ve hepsini hesaba çeken demektir.
Sine; uyuklama demektir ki, âyet-i kerimenin “O’nu uyuklama ve uyku tutmaz” şeklinde tercüme edilen kısmındaki “sine” ve “nevm” kelimeleri arasında bulunan nefy edatı (lâ lafzı), her ikisini de kapsamaktadır.

     Hülasa; mevcûdâtın yönetimi ve denetimi konusunda Allah Teâlâ’ya sehv, gaflet, bıkkınlık ve gevşeklik arız olması söz konusu değildir. Yaratılmışlara ait bu tür zaaflar O’na isnat edilemez. Çünkü O, kemâl sıfatlarla muttasıf olup, her türlü noksanlıktan münezzehtir.

     Hz. Ali (r.a.) konumuzu teşkil eden âyet-i kerimede geçen “hayy u kayyûm” esmâsı ile yalvarmanın müstecâb olduğuna dair bir hatırasını şöyle anlatır:
“Bedir muharebesi günü, Allah Rasûlü (s.a.v)’in ne yapacağına bakıyordum. Birden secdeye giderek “Yâ hayyu yâ kayyûm!” demeye başladı. Ben birkaç defa yanına gidip geldim, o aynı şekilde bunu okuyordu. Tâ ki, fetih müyesser oluncaya kadar bunu okumaya devam ettiler.” Nitekim Rûhu’l-Beyân’da Efendimiz (sav)’in “Yâ hayyu yâ kayyûm!” esması ile Cenab-ı Hak’tan istimdâd etmesi gibi, isim ve sıfatlarından biri ile ihlasla yalvaranlara ilâhî yardımın yetiştiğine dair başka örnekler de verilmektedir.
 
    Âyetü’l-Kürsî’nin faziletleri hakkında muhtelif hadis-i şeriflerde Peygamberimiz; “Kur’ân-ı Kerim’de en büyük âyetin, Âyetü’l-Kürsî’ olduğunu”, “Yatağına girerken Âyetü’l-Kürsî’yi okuyanı Allah’ın muhafaza edeceğini ve kovulmuş şeytanın ona yaklaşamayacağını”, “Bu âyetin içinde Allah’ın en yüce isminin bulunduğunu” ve “Âyetü’l-Kürsî’nin, Kur’ân âyetlerinin seyyidi olduğunu” bildirmişlerdir.” 

    Başka bir hadis-i şerifte ise, “Âyetü’l-Kürsî’yi okuyana Allah bir melek gönderir ve onun hasenâtını yazar. İçinde okunduğu evi şeytan otuz gün terk eder. O eve kırk gün sihir ve sihirbaz giremez” buyurmuşlar, Hazreti Ali (r.a.)’den bunları evladına, ailesine ve komşularına öğretmesini istemişlerdir.

       Âyetü’l-Kürsîyi vakit namazlarının ardından okumayı itiyat edinmek; karşılaştığımız her durumda bizim gibi bir faniye dayanıp güvenmeyi aklımızdan geçirmeden önce, Yüce Allah’ın gözetiminde olduğumuzu düşünmek, O’nu hatırlamak, O’na güvenmek, O’ndan yardım beklemek, O’na sığınmak ve her halükarda O’nun rızasını gözetmek şuurunu canlı tutması bakımından önemlidir. Söz konusu uygulamanın böyle bir inançla sürdürülmesi bu itibarla anlamlıdır. Hayy u kayyûm olan Rabbimizin daima bizi görüp gözettiğinin ve her halimizden haberdar olduğunun şuurunda olmak, bütün hayırlı işlerin başlangıcı olacağı gibi, bilinçsizce yapılacak hatalara da set çekecektir. Bunu özümsemek için, manasını düşünerek okumaya ihtiyacımız var.(alıntı)

     Rabbim layığıyla yapabilmeyi, okumayı nasip etsin inşallah. Her önemli işimde mutlaka okuyorum. Okumayınca eksik hissediyorum. Korkuyorum. Allah'ım hepimizin dualarını kabul etsin inşallah. Yolumuz, bahtımız, şansımız  açık olsun. Allah'ım evlatlarımızı, eşlerimizi, anamızı babamızı bu okunan ayetler hürmetine korusun, muhafaza etsin inşallah. Tabi bizleri de :)

     Allah yar ve yardımcımız olsun. Peygamber Efendimiz (s.a.v) nur yüzlümüz, gül kokulumuza sonsuz salat ve selam olsun.

     Hayırlı, nurlu, gül kokulu geceler...
     Selam ve dua ile...

20 Ağustos 2014 Çarşamba

"HAYIRLISI..."

    

      Ne güzel bir kelime...Rabbim hakkımızda herşeyin hayırlısını nasip etsin...
Biz elimizden geleni yaptık sonrası "hayırlısı" olsun demek.

      Bazen öyle anlar olur ki, ne yapacağımızı bilemeyiz. Belki bir hastalıktır derdimiz, belki bir ayrılık, belki işle ilgili bir sıkıntı, belki de başka içinden çıkamayacağımız bir durum..Ama her zorlukta deriz ki "hayırlısı olsun"..Çünkü biliriz başımıza ne geliyorsa Rabbimizin dilemesiyle. Her iyi olayda da, kötü olayda da bizim göremediğimiz bir hayır var. Rabbim o zor durumlar da sabretmeyi, sabırla nasibimize hamd etmeyi nasip etsin.

     Geçenler de bir yakınımla sohbet ediyorduk. Çok üzgündü. Zor günler geçiyor Rabbim yardımcısı olsun. Çok güzel birşey söyledi. "Hakkımda hayırlısı olsun. Demekki böyle olması gerekiyormuş. Eğer öbür türlü olsaydı daha kötü olacaktı." Bir yandan ağlıyor, bir yandan da hayırlısı diyordu. Hem üzülüyor, hem kabulleniyordu. Çünkü Allah böyle lutfetmişti. O'ndan gelene nasıl karşı çıkar, sitem ederdik ki!..

     Rabbimden gelene hamd olsun. Bizi kaldıramayacağımız, dayanamayacağımız yükler yüklemesin inşallah. Bu dünyadaki sınavımızı kolaylaştırsın. Hakkımızda herşeyin "hayırlısını" nasip etsin inşallah..

 Allah'a emanet olun. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Unutmayın vardır bir hayır...En zor anımızda bile pes etmeyelim, yenik düşmeyelim şeytana...Çünkü en umutsuz an da başlar herşey..

     Öyleyse;

     Umudunu yitirme sakın...

     Sonra mı?

     Sonrası "kun fe yekun"...

     Selam ve dua ile...
     Gül kokulu, nurlu, hayırlı akşamlar...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Hac Mevsimi

 
   "Bismillahirrahmanirrahim"


     Hac zamanının yaklaştığı bu günlerde biraz bu konuya değinmek istiyorum. Kur'an'ı Kerim'de dokuz yerde Hacc, bir yerde de Hicce şeklinde geçen bu kelime ziyaret anlamına gelmektedir. Hac, aynı imanı taşıyan, renk, dil, ırk ayırt etmeyen tüm insanları buluşturan bir ibadettir. Tüm müslümanlar ihrama girerek orada adeta mahşer hayatını yaşamaktadır.

     Rabbim hayırlısıyla gitmek isteyen herkese nasip etsin inşallah. Peygamber Efendimizin(s.a.v) ayak bastığı yerlere gitmek eşsiz tarifsiz bir duygu olsa gerek. İnşallah Rabbim eşlerimiz ve çocuklarımızla  birlikte gitmeyi nasip etsin        bizlere( bana da inşallah..).

     Biraz bahsedecek olursak:

     Hac ibadeti, hicretin 9. yılında farz kılınmış olup, Kuran-ı Kerim, Sünnet ve İcma ile sabit olan bir ibadettir. Her müminin amacı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Allah'ın rızasını kazanmanın yollarından biri de, peygamberleri aracılığı ile bildirdiği emirleri yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmaktır. Allah’ın emirleri insanı iyiye, güzele, doğruya yöneltmek, yasakları ise kötülüklerden uzaklaştırmaktır. Böylece insanı güzel ahlâk sahibi kılarak mutlu olmasını sağlamaktır. Aynı zamanda Allah’ın buyruklarını yerine getirmekle onun sevgisini kazandığımız gibi, verdiği nimetlerden dolayı da şükretmiş oluruz. Çünkü Allah sevgiye, saygıya ve ibadet edilmeye lâyık tek varlıktır.

     İslâm’ın beş temel şartından biri olan hac hem mal hem de bedenle yapılan bir ibadettir. Maddi durumu iyi olanların ömürlerinde bir defa hac ibadetini yapmaları farzdır. Yüce Allah Kur’an’da: “Yoluna gücü yetenlerin Allah’ın evi (Kâbe)ni hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir Hakkı’dır.” (Ali İmran Suresi, Ayet 97) buyurmuştur.

     Peygamber Efendimiz; “İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar; Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Rasulü ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, hac yapmak ve Ramazan orucunu tutmaktır”(Hadis-i Şerif) buyurmuş ve yapılışını bizzat uygulayarak Müslümanlara öğretmiştir.

     Hac kimlere farzdır ;
1. Müslüman olan
2. Akıllı olan
3. Büluğa ermiş olan
4. Hür olan
5. Ekonomik yönden imkân sahibi olan
6. Sağlıklı olan
7. Yol güvenliğinin bulunması
8. Haccın farz olduğunu bilen
9. Haccın eda edildiği vakte yetişen
10. Kadınlardan can, mal ve namus güvenliği sağlanmış olan
11. Eşi ölmüş veya boşanmış kadınlardan iddet süresini doldurmuş olan

Yukarıdaki şartları sağlayanlara Hac, farz bir ibadettir.

     Niyet ve yapılışı yönünden Haccın çeşitleri ;

1) İfrad Haccı : Sadece hacca niyet edilerek, ihramlı olarak yapılan hacdır.

2) Temettü Haccı : Umre ve hacca, ayrı ayrı niyet edilen ve ayrı ayrı ihramlı olarak yapılan hacdır.

3) Kıran Haccı : Umre ve hacca, birlikte niyet edilerek, ikisini bir tek ihramla birleştirerek (İhramdan çıkmadan birlikte) yapılan hacdır.

 TELBİYE:     LEBBEYK, ALLAHÜMME LEBBEYK,
                     LEBBEYKE LA ŞERİKE LEKE LEBBEYK,
                     İNNEL HAMDE, VENNİ’METE, LEKE VEL MÜLK
                     LA ŞERİKE LEK

"ALLAHIM! DAVETİNE İCABET EDİYORUM, EMRİNE BOYUN EĞİYORUM, BÜTÜN VARLIĞIMLA SANA TESLİM OLDUM.
SENİN HİÇBİR ORTAĞIN YOKTUR, TEKRAR TEKRAR DAVETİNE İCABET EDİYORUM.
ŞÜPHESİZ HAMD SANA MAHSUSTUR, NİMET SENİNDİ, MÜLKDE SENİN.
SENİN HİÇBİR ORTAĞIN YOKTUR."

Bütün yol boyunca bu telbiye sıkça tekrarlanır. Öyle güzel ki...

Devam edelim:

İhram ;Hac yapmak veya Umre yapmak veya Umre ve Haccı birlikte yapmak niyeti ile, sair zamanlarda helal olan bazı davranışları, kişinin kendisine haram kılması demektir.

Tavaf ;Hacer-i Esved hizasından başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmek demektir. Bu dönüşlerin her birine şavt denir.

Sa’y ;Safa ve Merve tepeleri arasında, Safa’dan başlayarak dört kere gidip üç kere gelmektir.

İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler ; İhramlının yıkanması, kokusuz sabun kullanması, diş fırçalaması, diş çektirmesi, kırılan tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması, kemer kullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı örtmeden üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler alması, palto ve benzeri giysileri giymeksizin omuza alması yasak değildir.

Kur'an'ı Kerim'de Hac ibadetiyle alakalı şu ayetler vardır:

Bakara Sûresinin 158. Ayeti :
"Şüphesiz, Safa ile Merve Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâ’be’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz, Allah onu bilir, karşılığını verir."

Bakara Sûresinin 189. Ayeti :
"Sana, hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz."

Bakara Sûresinin 196. Ayeti :
"Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin."

Bakara Sûresinin 197. Ayeti :
"Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının."

Bakara Sûresinin 198. Ayeti :
"(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz."

Bakara Sûresinin 200. Ayeti :
"Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler , vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur."

Âl-i İmrân Sûresinin 96. Ayeti :
"Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke'de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe'dir."

Âl-i İmrân Sûresinin 97. Ayeti :
"Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.)"

Mâide Sûresinin 2. Ayeti :
"Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir."

Mâide Sûresinin 97. Ayeti :
"Allah; Kabe’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir."

Tevbe Sûresinin 3. Ayeti :
"Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiri-dir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!"

Tevbe Sûresinin 19. Ayeti :
"Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah zâlim topluluğu doğru yola erdirmez."

     Rabbim inşallah bizlere de nasip etsin. Aminnnnnnnnnnnnn....Aminnn... Amin......
Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Yar ve yardımcımız olsun. Her türlü şerden, beladan, kötülükten bizi muhafaza etsin inşallah. Rabbimin emrettiği gibi salih müslümanlardan olmayı nasip etsin bizlere...

     Selam ve dua ile...
     Hayırlı geceler...
     Allah'a emanet olun...

15 Ağustos 2014 Cuma

Hayırlı Cumalar.....

     Rabbim bu cuma gecesinin hürmetine bizleri bağışlasın, hakkımız da hayırlı olacak dualarımızı kabul etsin inşallah...

     Allah dünyanın heryerinde zulme uğrayan, acı çeken müslüman kardeşlerimize yardım etsin inşallah..

     Belki yaralarına merhem olamıyoruz ama dualarımız onlarla, Rabbim bu dualar hürmetine yar ve yardımcımız olsun.

    Savaşsız, kavgasız, bombasız, acısız; huzurlu, hayırlı ve bereketli cumalarımız olsun inşallah..

    Hayırlı geceler...

12 Ağustos 2014 Salı

"Allah'ım yardım et!.."

   
 



      Hayırlı akşamlar...

     Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun..

     Biraz önce yazıma aldığım yoruma bir hayli üzüldüm. Bir türlü anlayamıyorum bu düşmanlığı...Hepimiz din kardeşi değil miyiz?.. Elhamdülillah müslümanız diyoruz. Peki neden birbirimizin kalbini kırıyoruz. Hele de hiç tanımadığımız bir insanı yazdıklarından dolayı.

     Nerede bir Allah yazısı görseler başlıyorlar hakarete, tuhaf tuhaf, saçma sapan yorumlara...
Onlar zaten bu yazıyı okuduklarında kendilerini farkedecekler. Evet sana diyorum kardeşim ve sana...sana...sana..ve sana da...

     Hak din islam..müslümanlık...Sizin gibiler yüzünden yanlış tanıtılan yanlış anlatılan korkulan fakat hiç de öyle olmayan..

     Biz bu paylaşımları Allah rızası için yapıyoruz. Allah kelamı geçiyor biz bununla huzur buluyoruz. Bir nebze olsun bu dünyadan uzaklaşıp Allah'ın ayetlerini emirlerini hatırlayıp, daldığımız dünyadan uzaklaşıp ordan kendimize ders çıkarmaya çalışıyoruz. Sen ne yapıyorsun peki "yok bu yazı doğru mu? bunu nerden buldunuz? siz yobazsınız? " vs...Allah sizi ıslah etsin başka birşey demiyorum.

     Eğer ben yahudi veya hristiyanım desem önümde saygıyla eğileceksiniz. Çok doğru söylüyor bırakın dinini yaşasın diyeceksiniz. Ama iş müslümanlığa gelince sayın, yıkın, dökün.. Sonra bizde müslümanız deyin.

     Yapmayın güzel kardeşim..

     Siz böyle yaptınız diye biz vazgeçmiycez dinimizden de dinimizi yaşamaktan da. Rabbim layığıyla yapabilmeyi, yaşayabilmeyi nasip etsin inşallah hepimize...

     İslam; kardeşliktir, paylaşmaktır, huzurdur, güvendir, yardımlaşmaktır, hoşgörüdür, merhamettir. Cennetin kokusunu günahsız yavrunda bulmaktır. Dua ederken aldığın huzurdan gözlerinin yaşarmasıdır. Müslüman kardeşlerin bir yerlerde acı çekerken sessizce oturup nasıl olsa ben iyiyim demek değil, elinden hiçbir şey gelmiyorsa bile acısını paylaşmaktır. Onlar için dua etmektir. Şüphesiz karıncaların sesini duyan Rabbim elbette bizi de duymakta..

     Biz yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü...

     Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) severiz hem de çok severiz. Sonsuz salat ve selam olsun.

     Kim ne nerde desin benim tek bildiğim şudur:
"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve rasûlühû" 

Selam ve dua ile...

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Hayırlı geceler...

    

     Rabbim tövbemizi de, secdemizi de, duamızı da kabul eylesin ve hayırla sabaha ulaşmayı nasip etsin inşallah...
     Hayırlı geceler...Dua ile...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Nasılsın diyorlar?...

Nasılsın diyorlar?
İyiyim diyorum,

Ama korkuyorum…

Birileri Allah yolunda, kimileri tecavüze uğrayıp, kimileri liğme liğme edilip öldürülerek cennete giderken,

Ben gürbüz bir beden, rahat bir kafa, tam tekmil bir sofrayla cennete gitmeyi umuyorum ya, işte bu yüzden korkuyorum…

<><><><><><><><><><>


İyiyim diyorum, hatta bazen yanına “elhamdulillah!”ı bile ekliyorum!

Tıka basa doldurduğum karnımı sıvazlarken, “Allah olmayanlara da versin” diyorum.

Dünden kalan yemek yenmeyince, bir kaba koyup köpeklere veriyorum…

İyiyim diyorum! İyi olan herşeyi seviyorum. Ağaçları, kuşları, hayvanları, çocukları seviyorum.

Ama lütfen öldürülmüş çocukları göstermeyin bana, bakamıyorum!

İyiyim gerçekten! Oğlan iyi bir yeri tutturursa, daha büyük bir eve çıkarsam, mobilyaları değiştirirsem, biraz da kilo verirsem daha iyi olacağım!

İyiyim diyorum! Gerçi dün eşim evlilik yıldönümümüzü unutmuştu, doğum günümde çiçek almamıştı, zaten 1 aydır yemeğe de götürmüyor ama olsun, sabırlı insanımdır ben. İyiyim diyeyim, iyi olayım!

İyiyim, iyiyim Orta Afrika’da satırlarla doğranan ben değilim. Suriye’de ırzına geçilen, evi yıkılıp çocukları gözleri önünde öldürülen, yurdundan sürülen ben değilim. Arakan’da Doğu Türkistan’da yakılan ben değilim. Ben değilim kafasına vurulup, elinden ekmeği alınan. Darbeye hayır dediği için idama mahkum edilen ben değilim. Şükür ki Gazze’de bomba atılan iftar sofrası da benim değildi!

İyiyim, iyiyim; Cenneti garantilemiş, cehennemden azad edilmiş gibiyim. Bütün amellerimin yüz puan edeceği kesin! Ramazanda orucum, kandillerde namazım… Kapıcıya 5 lira fazla verdim bu ay. Ahh nasıl insancılım…

<><><><><><><><><><>

İyiyim diyorum ya işte! İyi olan herşeyi seviyorum. Ağaçları, kuşları, hayvanları, çocukları seviyorum.

Ama lütfen öldürülmüş çocukları göstermeyin bana, bakamıyorum!..
(alıntı)

     Ne acı.... Söyleyecek söz bulamıyorum...Doğru söze ne denir ki!..

     Allah yar ve yardımcımız olsun. Peygamberimize yakışır ümmet olmayı nasip etsin inşallah..Hatalarımızı görüp tövbe edip sırat-ı müstakime yönelmeyi nasip etsin..

     Hayırlı,.nurlu, bereketli günler dilerim..Dua ile...

2 Ağustos 2014 Cumartesi

"Aşkın Secdesi"

   Hayırlı sabahlar...
 
   Bugün yeni aldığım bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kerbala olayını anlatan Ahmet Turgut' un üçüncü kitabı "Aşkın Secdesi"...

    Önsözünü sizlerle paylaşmak istedim.

   "Aramakla bulunamayan rahmetlere talip olan kişi
     ölü balığın dirildiği yerde bekler beni!..
     Unutma!.. Bu seferin evveli "Vav" ile başlar,
     Ahirde görünecek olansa "Hu"nun rahmetidir,
     "Be" ile 'Nokta' bulan..."
    
      Secdedeydim gayrı.
      "Vav-He-Be" ile yazılan kelimelerle yalvardım 'El-Vehhab'a
       bağışı ve hibesiyle eşsiz olana...

      Evet, O'ydu; dilediği kulunu hakikatten haberdar kılan...
     Dilediğini seçip ayıran ve her dilediğini mutlaka yapıp yaptıran...

    Alnım toprakta, gözüm semadayken Kitabın öğrettiği niyazla O'ndaydı muradım.

"Girmem gereken yere sıdk ile girmemi,
Çıkarken sıdk ile çıkmamı dile!..
Ve Katında bir güç,
Bir yardım edici ile beni destekle!..
...Şüphesiz zorluğun ardı kolaylıktır.
Evet, zorluğun ardı kolaylık..."

     Kerbala olayını, Hz.Hüseyin'i anlatan bu yürekler acısı olayı bir kez daha okumak beni çok etkiliyor.

     Şöyle diyordu:

     "Babam, babacım!.." diyerek sızlandıkça kızıla kesmişti Rukayye'nin gözleri. İç çeke çeke "Neredesin?.." diyordu.
"Ey görenin gönül aydınlığı!..
Canlar canı babam!..
Neredesin?..
Görüyor nusun?
Senden geriye kalanlar ne halde şimdi?
Ah babam!..
Neredesin sen, nerede?.."

Rukayye, Hz.Hüseyin'in küçük kızı...Küçük şehit...6 yaşında...Al-i Muhammed'in Şam Kurbanı...

      Rabbim onlara cennetin en güzel yerlerini nasip etsin inşallah...Onlara bu zulmü layık görenler nasıl çıkacak hesap günü Rabbimin karşısına...Ellerinde peygamber torunun kanı..
     Selam olsun Peygamberimiz'in(s.a.v) sevgili torunu Hz.Hüseyin'e...

     Rabbim yar ve yardımcımız olsun...Dua ile...

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bugün bayrammmm...

Bugün bayrammmm....
     Ne güzel bişey sevdiklerinle bi bayram sabahına uyanmak. Rabbimin bizlere hediyesi..Çocukların cıvıltısı bayram şekeri, bayram neşesi.. Allah evlerimizden huzuru, mutluluğu, neşeyi, sağlığı, gülen yüzleri eksik etmesin..Dillerimizden duamız eksik olmasın. Rabbim bizi duasız, ezansız koymasın. Hayırla önümüzdeki Ramazanı karşılamayı nasip etsin inşallah..Herkese hayırlı, iyi bayramlar..
    Allah yar ve yardımcımız olsun...
    Selam ve dua ile..

24 Temmuz 2014 Perşembe

Kadir gecemiz mübarek olsun...

     Rabbim bu gece hürmetine tüm günahlarımızı bağışlasın inşallah..Gönlümüzdekilerin hayırla olmasını nasip etsin. Cehennem azabından, kabir azabından, şeytanın şerrinden ve vesvesesinden, her türlü kötülük ve beladan Rabbimiz bizi muhafaza etsin inşallah.Sağlıklı, Peygamberimizin'in(s.a.v) yolunda hayırlı ömürler nasip etsin. Allah yar ve yardımcımız olsun...
Dua ile hayırlı geceler...

22 Temmuz 2014 Salı

Gazze'nin çocukları...




      " Çocuklar uyurken susulur, ölürken değil..."
    
       Şu günler hürmetine bu günahsız yavrulara yardım et Allah'ım...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Gazze'nin gözyaşları



" Bir yetimin başını önüne eğdiğini ve boynunu büktüğünü görürsen eğer, kendi çocuğunun yanağına sakın öpücük kondurma." Sa'di-i Şirazi (k.s)



Bu acının tarifi yok...Hiç acımadan günlerdir katledilen müslüman kardeşlerimize yardım et Allah'ım...Onları bu hale koyan İsrail'i kahru perişan eyle...

Dualarımız Gazze için...Allah yar ve yardımcımız olsun...

SEN YOKTUN...

SEN YOKTUN


Sen yoktun sultanım,
Hazreti Adem’deydi nurun,
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin,
Adem nuruna affedildi,
Arafat bu affa şahitti.

***

Sen yoktun,
Nuhun gemisindeydi nurun,
Dalgalar yeryüzünü boğarken,
Taprağın bağrındaki su,
Gökyüzüyle buluşurken,
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple,
Tufan nurunu selamladı edeple.

***

Sen yoktun,
Hazreti İsmail’in alnındaydı nurun,
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden,
“Rabbimiz” dedi,
Onlara kendi içlerinden,
Senin ayetlerini okuyacak,
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin alem,
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak,
Amin dedi İsmail,
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı Uhut olan bir amin yankılandı Sevr dağında.

***

Sen yoktun sultanım,
Hazreti İsa, Ahmed diye muştuladı seni,
Alemlerin efendisi diye sana seslendi,
Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine,
Çünkü bu alemin reisi geliyor,
Bekleyin Ahmed geliyor,
Kainata rahmet geliyor,
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun,
Ama sen yoktun,

***

Sen yoktun,
Hazreti Abdullah’ın alnındaydı nurun,
Başı eğik gezerdi mazlum,
Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada,
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler,
Ağlayarak süslediler ölüme,
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler,
Sen yokken sultanım,
Canlı, canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi,
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu,
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi,
Melekler süslüyordu Hira’yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke,
Alem efendisine hazırlanıyordu,
Kainatın gözü Hazreti Amine’deydi,
Toprak yalvarıyordu Rabb’ine,
Gel diye ağlıyordu mazlumlar gözleri semada,
Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah !
Bir inişin vardı yer yüzüne !
Önünde cebrail !
Ardında yalın kılıç melekler !
Bir inişin vardı yer yüzüne,
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de,
Öksüzler annelerine sarıldı doya, doya.

***

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini,
Herşey sus pus olmuştu,
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu,
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden;
Muhammed  !
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini,
Muhammed  !
Melekler öptü o nurdan ellerini,
Muhammed  !
Seni yaratan Allah’a kurbanız ey dürri yekta !
Sana o adı veren Rahman’a kurbanız,
Artık sen vardın,
Susuz topraklara rahmet indi seninle,
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle,
Yağmura mı ihtiyaç var ?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah,
Yeterki sen iste,
Sen iste Ya Rasulallah,
Deki ben kimim ?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulallah desin,

***

Sen vardın,
Bedir kardı,
Uhut dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı,
Ölmek için yarışan yiğitlerin,
Hele bir Enes’in vardı Ya Rasulallah !
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
“Niye burada oturuyorsunuz ?” diye sormuştu,
Onlar da;
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş” deyince,
“Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız ?”
“Kalkın ve onun gibi ölün!” demişti,
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü,
Hem de ne şehit ey nebi !
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu,
Musab Bin Umeyr’in vardı senin,
Uhut’ta sancağını taşıyan,
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki,
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi,
Ebu Hureyren vardı,
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı,
Sen anlardın,
“Ya Ebâhir gel !” derdin,

***

Ve sen gittin,
Bir gidişle gittin,
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu,
Ne zaman teşebbüs etse,
Muhammed  Rasulullah demeye,
Dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi,
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu,
Ve asırlar oldu,
Sensizliğe açtık gözlerimizi,
Ama sen bırakmazsın bizi,
Sen varsın ey şehitlerin sultanı,
Sen varsın !
Bir şehit bile ölmezken,
Sana nasıl yok deriz,
Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip,
“Beni burda kime bırakıp gidiyorsun ?” demiştin,
“Ne anam var ne babam ?”
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden,
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah ?
Bırakma bizi ki;
Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor,
Bırakma bizi !
Hayatı seninle öğretti Rahman,
Kulluğu seninle tanıdık,
Duayı senden öğrendik sevgili !
Hazreti Ömer Umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
“Kardeşcik duanda bana da yer ayırır mısın ?”
Bizler Ömer değiliz ama,
Bütün dualarımız senin için,

***

Ey Rabbimiz !
Rasulünü anışımızdan haberdar et !
Ona binler salat, binler selam !
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver,
Ona vesileyi lutfet,
Onu refik-i Ala’ya yükselt,
Bizi de affet,
Onun hatrına affet,
Zatının hatrına affet.
Ne olur affet bizi,
Bizi affet.

Dursun Ali Erzincanlı

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Dua,rahmet ve istigfara giden yol = NAMAZ

 
  Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun...

    Bugün dinimizin direği, imandan sonra en kıymetli ibadetimiz olan namazdan bahsetmek istiyorum.

    Namaz...

    Rabbimizin huzuruna çıktığımız o an...

    Yaradanın huzurunda O'nun izniyle secdesinde olduğumuz o an...

    Bu hepimiz için tarifsiz bir duygudur. Namaz " salat" demektir. Kur'an'daki karşılığı salat'dır. Salat; dua, rahmet ve istigfar demektir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Namaz dinin direğidir. Namaz kılan kimse, dinini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan elbette dinini yıkar."  buyurmuştur.

    Namaz bize Miraç hediyesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Miraç' a çıktığında Rabbimiz namazı farz kılmıştır.

    Okuduğum bir yazıda namazın farzları şu şekilde anlatılmaktaydı:

1. Başlangıç tekbiri = Allahü Ekber: İnsan tekbir getirirken dünyasını ellerinin üzerine koyup ardına atar. Önünde sadece Rabb’ine uzanan yol kalır. O yol sırat-ı müstakim’dir.

2. Kıyam: Kıyam, ayakta durmak, ayağa kalkmak, doğrulmaktır. Kıyam, kelime-i tevhidin ilk yarısıdır. Lâ ilâhe illâllah’ın “kulluk edilmeye layık hiçbir varlık yoktur” anlamına gelen lâ ilâhe’sini temsil eder. Bu şirke, küfre, isyana başkaldırıdır. Namazın her kıyamı da öyledir.

3. Kıraat: Kur’an’ın namaza taşınmasıdır. Namaz vahyin bedenidir, vahiy namazın ruhudur. Kıraati tilavetten ayıran şey “anlam”dır. Okuyanın anlama cehdi tilaveti kıraate çevirir. Maksat yaşamaktır. Anlamadan yaşanmaz. Kıraatin kalbi Fatiha’dır.

4. Rükû: Saygıdan dolayı boyun eğmeyi ifade eder. Kıyamdaki saygının bir sonraki aşamasıdır. Rükû tek başına ictimai teslimiyeti, secde ise şahsi teslimiyeti ifade eder. Zira “Rükû edenlerle birlikte rükû edin!” âyeti vardır, fakat “Secde edenlerle birlikte secde edin!” âyeti yoktur. Rükû, kıyam ile secde arasında bir duraktır. Rükû hamd’in beden diline yansımasıdır. Onun için rükûdan doğrulan kul, “Allah hamd edeni işitir” der. Allah Rasulü (s.a.v) cemaate namaz kıldırırken bu cümleyi söylemiş, bunun üzerine Rasulullah’ın (s.a.v) ardında ilk kez namaza duran bir bedevi, “Madem işitir, ben de hamd edeyim o zaman” mantığıyla, “En güzel, sonsuz, en mübarek hamd O’na olsun; gökler ve yerler dolusu hamd O’na olsun!..” diye yüksek sesle hamd etmeye başlamış. Allah Rasulü (s.a.v) namazdan sonra “Kardeşinizin sözlerini yere düşürmemek için semadan meleklerin hücum ettiğini gördüm” buyurmuş ve o bedevinin hamd sözlerini kendisi de namazlarına taşımıştır.

5. Secde: Saygının nihai noktasını ve zirvesini temsil eder. Huşû duyan kalp önce sahibini ayağa kaldırır, sonra boyun eğdirir, en sonunda secdeye vardırır. Secde insanın Allah karşısındaki mahviyet ve kulluğunu temsil eder. Secde insanın insanlığını Allah’ın huzurunda yere koymasıdır. İnsanlığımızı temsil eden alnımızı Allah’ın huzurunda yere koymamız, insanlığımızı borçlu olduğumuz Rabb’e şükür nişanesidir. Secde Allah’a kurban olmaktır. “Secde et ve yaklaş” (‘Alak 96/19) âyeti bunu ifade eder. Secde anne karnındaki saf hale dönüştür. O nedenle secdedeki duruş ceninin anne karnındaki duruşuna benzer.

6. Ka’de: Oturuş, yolculuğun sonunu temsil eder. Salât içinde duanın en yoğun olduğu bölümdür. Dua sadece “ibadetlerin beyni” değil, namazın da beynidir. Selâm miraç yolculuğunun sonunu temsil eder. Sağınız ve solunuzdaki tüm varlığı selâmlayarak, varlığı temsilen bu miracı yaptığınızı söylemiş olursunuz. Namaz teslimiyetinizin alameti, selâm ve selâmet teslimiyetinizin ödülü, teslimiyetiniz İslâm’ınızın alametidir. Selâm vermekle, teslimiyetinizin ödülünü bütün bir varlıkla paylaşmış olursunuz.

     Namaz; salattır, duadır, ibadettir, kulluktur. Namaz çağrıdır, huzurdur. Rabbim bizi secdesiz koymasın. Huzuruna çıkabilmeyi nasip etsin.

    Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Sonsuz salat ve selam Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) olsun...
 
   Kulağımız ezanda, başımız secdede, ellerimiz ve dilimizde dua ile...

25 Haziran 2014 Çarşamba

Allah'ın izniyle Dua ile!..



     Hayırlı geceler...    

     Bugün biz insanoğlunun sürekli düştüğü bir hatadan bahsetmek istiyorum. Bu sıralar çok daha fazla dikkatimi çekiyor. "Ben dua ettim, hemen oldu" cümlesi. Tabiki oluyor (eğer nasibimizde varsa), fakat Rabbimiz dilediği için oluyor. Dilemese biz ne kadar edersek edelim olmayacaktır. "Duası kabul olan insanlar var ama!" diye kurcalansa da beynimiz,emin olmalıyız ki bu da Rabbim'den gelen bir nimettir. O kulunu çok sevdiği için duası makbul olan bir insandır ve yine Allah nasip ettiği için kabul olmuştur. Eğer ki dilemese açılır mıydı ellerimiz. Yalvarır mıydı dillerimiz. Hersey Allah'ın lütfundadır. Rabbim izin vermiştir, dua etmemize. Ama ne yazıkki bazen bunu bile göremeyecek kadar benlik duygusu sarıyor içimizi. "BEN dua ettim, BENİM sayemde oldu." diyebiliyoruz.

     Çok sevdiğim bir yazar olan Cemalnur Sargut hanımefendi bir sohbetinde şöyle diyordu:

     "Ben dua ettim. Oldu! diye bişey yoktur. Allah bize lütfeder, içimize bir istek verir. Biz o isteği hatırlarız, Allah'a dua ederiz. Ordaki duadan kasıt sadece Allah'a yaklaşmanın, kendimizin hiçbirşey ve beceriksiz olduğunu idrak etmenin zevkinden başka birşey değildir. Olması olan olur.Yapan ALLAH'tır. "
   
     Öyleyse "kun fe yekun"...

     Allah layıkıyla anlayıp idrak edenlerden olmayı nasip etsin inşallah...

     Rabbim'in izniyle Dua ile!..

19 Haziran 2014 Perşembe

Hiç düşündün mü?.. Peki sen?..

     Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun...
     Ramazan ayının yaklaştığı bugünlerde içimde tarifsiz bi heyecan hisssediyorum. Rabbim hayırla Ramazan-ı Şerif'i karşılamayı ve layığıyla tamamlamayı nasip etsin hepimize inşallah...
     Bugün okuduğum bi yazıyı paylaşmak istiyorum.
     Gül kokulu sevgili Peygamberimiz (s.a.v)'in vefatının son anlarında Cebrail (a.s) şöyle demiş:
"Ey Allah'ın Habibi (Habibullah)! Sen ve ümmetin girmedikçe hiçbir ümmet cennete girmeyecektir."(Tirmizi)
     Resulullah Efendimiz (s.a.v) miraca çıktığı gece, Allah Teala ile arasında geçen bir konuşmayı şöyle anlatmış:
     "Rabbim beni miraca çıkardığı zaman (ve sidretü'ül-müntehayı geçtiğimde) beni yaklaştırdıkça yaklaştırdı. Öyle ki iki yay arası mesafa kaldı; belki daha az, hayır aradaki mesafe daha da azdı...
Sonra bana,
    - Ey habibim ey Muhammed, dedi. Ben de,
    - Lebbeyk (buyur) ey Rabbim, dedim. Bana,
    - Seni peygamberlerin en sonuncusu yapmam üzdü mü, dedi.
    - Ya Rabbi, hayır, dedim.
    - Ey habibim! Ümmetini, ümmetlerin en sonuncusu yapmam onları üzdü mü, dedi.
    - Ya Rabbi, hayır, dedim. Bunun üzerine Rabbim bana dedi ki:
    - Benden ümmetine selam götür ve onlara de ki: Ben onları ümmetlerin sonuncusu kıldım ki onlar bütün ümmetlere şahit olsunlar ve kusurlarına başka kimse şahit olmasın." (Süyuti)

     Bu ne büyük bir lütuftur. Rabbim idrak edenlerden olmayı nasip etsin...
     Peygamber Efendimiz (s.a.v) her zaman ümmetim demiş.Biz ise "O'nun ümmeti olmaya layık mıyız?" bunu her zaman sorgulamalıyız. Hesap vakti geldiğinde nasıl çıkacağız huzura. Biz yeterince sahip çıkamadık emanetine nasıl diyeceğiz. Orada müslüman kardeşlerimiz acı çekiyordu, biz ellerinden tutmadık nasıl diyeceğiz...
    Korkuyorum...
    Bu dünyanın karanlığında kaybolmaktan...Kendimde kaybolup yalnızca ben olmaktan...Kör olan vicdanlardan...Peyamberimize (s.a.v) layık ümmet olamamaktan...
   Rabbim yar ve yardımcımız olsun..

   Gül kokulu hayırlı geceler... Dua ile...

17 Haziran 2014 Salı

HZ. OSMAN (r.a) ŞEHADETİ

Yıl 656 Medine...
     Hz. Osman (r.a) Kur'an okuyordu. Bir ara susuzluğun ve yorgunluğun verdiği tesirle uzaklara daldı kuran okurken. Diz üstü oturmuştu. Kuran okurken başı öne eğildi, uykuya dalmıştı birden bire. Uykudayken rüyasında önünde bir koridor vardı ve başka koridorlara açılıyordu. Onu tutup götürüyorlardı, burdan burdan diyorlardı. Sonra koridorlardan geçti. İlerde bir ışık kümesi gördü. Orada birileri oturuyordu. Yaklaşınca birden ne görsün. Allah'ın Resulu oradaydı. Bir yanında Hz. Ebubekir öteki yanında Hz. Ömer vardı. Allah'n Resulü ile karşı karşıya kalmıştı. Allah Resulü bakıyor, gülümsüyordu.
     Osman geldin mi ?
     Geldim ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni susuz mu bıraktılar ?
     Beni susuz bıraktılar ya Resulallah (s.a.v)...
     Seni hapis mi ettiler ?
     Beni hapis ettiler...
     Seni mescide indirmiyorlar mı ?
     Beni mescide indirmiyorlar Resulallah (s.a.v)...
     Sen aç mı kaldın ?
     Ben aç kaldım ya Resulallah (s.a.v)...
     Hadi Osman acele et. Gel! bu akşam seni bekliyoruz. Bereber iftar yapacağız.
     Birden sıçradı, uyanmıştı. Cuma günü akşam üstüydü. Hanımı Naile geldi. "Ne oldu Osman!"  dedi.
"Rüyamda Resulallah'ı (s.a.v) gördüm. Beni çağırıyordu. Ben gitmek üzereyim demekki..." dedi. Birden entarisini çıkardı. "Bana şalvar getirin." dedi. Hayatı boyunca şalvar giymemişti. O an şalvar giydi sadece ve o kadar edepliydi ki... Biraz sonra şehit edileceğinden edep yeri açılmasın diye şalvar giyecekti. Biliyordu ki o zalimler onu yerde sürükleyeceklerdi. Kapı zorlanıyordu. Eşine" terk edin burayı, beni yanlız bırakın, beni kuranla başbaşa bırakın." dedi. Kuran önündeydi. Başını önüne eğmişti sadece kurana bakıyordu. Kapıyı kıranlara bakmıyordu bile sonra birisi içeri girdi. Sakalından tuttu ve o an başını kaldırdı baktı. Gördüğü kişi sevdiği bir insanın oğluydu. O an gözlerinden yaşlar geldi. Ağlıyordu büyük halife. Delikanlı bırakıp kaçtı sonra üst üste başına gelen demir darbeleri meleklerin haya ettiği o büyük insan,o büyük nur mekanın utandığı halifenin kanı kuranın üzerine damlıyordu.
"Onlara karşı sana ALLAH yeter. " yazılı ayetinin üzerine...
     Üç gün boyuca kimse ona yanaşamıyordu. Cesedini dahi kaldırtmıyorlardı. Hanımı Naile elini uzatmış ona inen darbeleri durdurmaya çalışırken eli kopmuştu. Üç gün sonra 12 sahebe gece karanlığında Hz. Osman'ın yanına gidiyorlardı. Beyaz elbisesi beyaz saçı beyaz sakalı kana bulanmıştı. O çoktan iftara gitmişti. Resulun yanındaydı. Çok özlediği dostlarının yanındaydı. Çile bitmişti.
      Sırtladılar onu yıkamadılar. Şehitti çünkü... Elbisesini çıkarmadılar kanla gidecekti hesaba, hesap sormak için...Gecenin geç saatinde gömdüler Hz. Osman'ı... O rahmet ve bereket insanı sevgilisine kavuşmuştu.
     İşte bugün Hicri 19 Şaban 1435 günü...Yani yine o gün...Hz. Osman'ın Rabbiyle buluştuğu gün. Nasıl kıyıpta vurdu o eller peygamber dostu, Allah dostu bir insana...Nasıl bu kadar karardı vicdanlar, mühürlendi kalpler...Görmez oldu gözler, kulaklar gerçeği inkar etti.
     Fakat susmadı diller, yürekler. Israrla ısrarla Allah dedi; böylesine büyük bi acının yanında ondan büyük Allah ve kuran aşkıyla yanan o yürekler...
     Rabbim dilimizden de yüreğimizden de eksik etmesin iman aşkını...Hz. Osman'ın edebinden nasip etsin inşallah hepimize...
     Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) olmak üzere Hz. Osman(r.a), Hz. Ebubekir(r.a), Hz. Ömer(r.a), Hz. Ali(r.a) ve tüm ehlibeytine sonsuz salat ve selam olsun....

            Yüreğimizde Hz. Osman'ın acısı, gözümüzden akan iki damla yaş ve dilimizde dua ile...

16 Haziran 2014 Pazartesi

"Kun fe yekun"


Umudunu yitirme sakın...
Sonra mı?
Sonrası "kun fe yekun"...

     Allah bir şeyi murad edince ona sadece "ol" der,  o şey de hemen oluverir. Bu kelime Kur'an'da mutlak yaratma anlamıyla sekiz defa geçer. Ilk defa 41. sırada yer alan Ya'Sin süresinde geçer. "O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sade "OL" demektir. O da hemen oluverir. " ( Yasin, 82)

     İkinci olarak 44. sırada yer alan Meryem süresinde geçer: " Çocuk edinmek Allah'a yakışmaz. O, (böyle şeylerden) münezzehtir (ayrı olmak). Bir işi yapmak istedi mi, ona sadece "OL!" der, olur. "

 (Meryem, 35)
 (Al-i İmran, 47)
 (Al-i İmran, 59)
 (En'am, 73)
 (Bakara, 117)
 (Nahl, 40)
 (Mü'min, 68)

    Dünyanın varoluşu, şu an alabildiğimiz nefes, gördüğümüz ve gözümüzle algılayamayacağız her varlık her yaratık kısacası herşey "kun fe yekun"...

    O halde nedendir ümitsizlik, mutsuzluk, sitem, isyan? Unutmamak lazım, vardır herşeyin bir nedeni. Olmuyorsa bil ki vardır bir hayır. Bir gün mutlaka dönüp gelecektir en umutsuz anında. Çünkü tam umudumuzu yitirdiğimiz anda olur beklenen. İşte asıl sınav burda başlar; sabırla beklemek mi, isyan etmek mi?..

    Umudunu yitirme sakın...
    Sonra mı?..
    Sonrası "kun fe yekun"...


       Sabırla, hayırla, dua ile...