28 Kasım 2016 Pazartesi

Sabırdır İlacımız

Bu kadar vicdansızlık ne için...nedendir?..
Zaten topraktan geldin..toprak olacaksın yine..
Nedir bu hırs..bu toprak sevdası..
Doymaz mı be bedbaht nefsin...
Ey Zalimmm!
Bu gözünü bürüyen hırsından sahip olduğun topraklar mezar olacak sana bilir misin?
Bilir misin hesap var.. mizan var...o toprak istemeyecek senin leşini..
Ey Zalimmm!
Kalır mı bu yanına...
Ümran bebeğin o korkulu gözleri..o kanlı elleri..sızlatttığın yüreği kalır mı yanına..
Allah var...Allah yar..
Oysa küçücüktü O daha...
Düşmüştü bir kez dizi kanamıştı..
Annesi öpüp sarmış, babası büyüyünce unutursun demişti..
Ama büyüyemedi..
Sonraki büyük yaralarını saracak bi annesi de kalmadı..
Bedeninden büyük füzelerle öldü...
Ey Zalimmmm!
Elin kurusun... cehennem seni özlemle beklesin..
O mahşer günü bu mazlumların ahı, elleri boğazında olsun.. 
Ya Rab! Duyur sesimizi...
Azımızı çoğalt..dirilt bizi...
Ya Rab! Kahreyle zalimi..


Belki şu an korkuyorum anne diyen çocuklar var..üşüyorum anne diyor..ölme baba diyor..ama ne olursa olsun umudunu kaybetmiyor..acısını dindirmek için Kur'an-ı Kerim okuyor..işte bu inanç bizi ayakta tutuyor..
ve utanırım kardeşlerim öyleyken bu sıcak temiz yatağa girip yatmaktan..utanmayandan da hesap sorsun Yaradan...

Rabbim mazlumların yardımcısı olsun inşallah..
Allah'ın izniyle bir an evvel acıları son bulsun ve Rahman ve Rahim olan Allah'ım dayanma gücü versin inşallah..
Yüce Mevlam sabırlarını arttırsın.. 
Aydınlık  sabahlara kavuşmayı nasip etsin inşallah

"Ve li Rabbike fasbir" Müddesir/7
(Rabbin için sabret!)

Halep'in Gözyaşları...vicdanların sessiz çığlığı...

Dayanamıyorum! Sanki boğazımı biri sıkıyor. Ruhum daralıyor. Gözlerime yaşlar birikiyor. Sonra bir süre geçiyor ve normale dönüyorum o an için çıkıyor aklımdan. Peki ya onların?..
Yüzyılın Kerbela'sı HALEP!
Oradaki kardeşlerimiz bir an için normal yaşamın bir zevkine varabiliyor mu sizce...
Orada çocuklar çamurdan ayırıp su içmeye çalışırken, biz içinde bir kırıntı gördük
Diye çoğu zaman bir bardak temiz suyu hiç düşünmeden döküyoruz..
Ne yapıyoruz biz!
Sevgili kardeşim, evet sen sen....
Ordan kaçan savaştan kaçan kardeşlerine "Gelmesinler" diyorsun.."istemiyorum rahatım göz zevkim,statüm bozuluyor, yaşam alanım kalmıyor" diyorsun..
Sen söyle bir evin olmasa..yarısı bir bombayla harebeye dönse...komşun akrabaların anan baban evladın gözünün önünde ölse...söyle kardeşim, sevdiğinin cansız bedeniyle günlerce soğuk taşların altında kurtulmayı beklesen ve sana gelme ülkeme kaçma öl deseler..
Sen ne yapardın?
Bu haksız güçün zulmün altında kalır bekler miydin?..ne derdin yavruna "küçük mermiler öldürecekler seni" mi?..
Bu kadar mı kurudu vicdanlarımız...bu kadar mı katılaştı aklım almıyor...ne yapacağımı bilemiyorum bu şekilde evde oturarak ne yapabilirim dedim ve en azından burdan yazmaya karar verdim. 
Belki duyulur sesimiz.. bir bir gelir binler oluruz dedim..susmayalım dedim..
Kardeşlerim...bizim gücümüz dua..iman...
Malik'ül Mülk bu mazlumların ahını koyar mı yerde...bırakır mı yanlarına .
Dua edelim.. dualarımızı gönderelim onlara..nefretimizi kinimizi değil..
İnanıyorum ve Halep 'in tüm Müslümanlığın kurtuluşu için dua ediyorum..çünkü duam olmasa benim ne önemim olurdu, senin ne önemin olurdu kardeşim öyle değil mi?..
Rabbim kardeşlerimizin yardımcısı olsun..bu zulüm son bulsun inşallah..ateş zalimleri yaksın kavursun...
Unutma kardeşim, hiç birşey sebepsiz değil.. uyan ve kendine gel..
Görmez misin gafletimiz bizi esir almış...

15 Ekim 2015 Perşembe

   Hicri yılımız ve Muharrem ayımız mübarek olsun..
   Hayırlara vesile olması duasıyla..
   Savaştan, zulümden, terörden, insan görünümlü vicdansızlardan uzak bir yıl olması duasıyla..
   Müslümanlara edilen zulmün bittiği bir yıl olması duasıyla..
   Çocukların üzerine bombaların yağmadığı anaların ağlamadığı bir yıl olması duasıyla..
   Babaların hain pusularda şehit olup çocukların yetim kalmadığı bir yıl olması duasıyla...
   Kısacası mutlu, huzurlu, barış içinde kimsenin kimsenin canına, malına, çoluk çocuğuna kastetmedigi bir dünya olması duasıyla..
   Hayırla, sağlıcakla ve dua ile kalın...
   Merhametle kalın...

3 Mayıs 2015 Pazar

Ne zaman cumhuriyet döneminin hatalarından söz etsem, tepki hazırdır: “Cumhuriyetle ne alıp veremediğin var?”


Ne zaman cumhuriyet döneminin hatalarından söz etsem, tepki hazırdır: “Cumhuriyetle ne alıp veremediğin var?”


Alıp veremediğim hiçbir şey yok. Zaten derdim ne cumhuriyetle ne de kurucularıyla: Derdim yapılan yanlışların doğru gösterilmesiyle…

Bu alışkanlık (ya da tercih) tüm geleceğimizi etkiliyor. Daha da acısı, öylesine kabullenmişiz ki, inceleme ve irdeleme gereği dahi duymuyoruz.Hâlbuki karşı karşıya geldiğimiz siyasi ve sosyal sorunların temelinde yakin geçmişimiz yatıyor.Düşünün: Düşünün ki, biz Molla Fenariler, Zembilliler, İbn-i Kemaller, Hızır Çele-bi’ler, Molla Güranî’ler, Hüsrev’ler, Ak Şemsüddin’ler, Ebussuûd Efendiler, Sinan’lar, Barbaros’lar, Turgut Reis’-ler, Uluğ Bey’ler, Koçi Bey’ler, Pirî Paşalar yetiştirmiş, bugün bile iftihar kay-nakla-rımızı oluşturan camiler, kervansaraylar, su kemerleri, vakıflar, vesaireler inşa etmiş bir milletiz…

Zaferleri saymıyorum bile…

Saymıyorum, çünkü tarih savaşlarla değil, eserlerle inşa edilir.Neresinden bakarsanız bakın, tarihimizde övünebileceğimiz pek çok eser ve “insan” anlamında pek çok “ebedi âbide” var…Yanlış olan bunları inkâr ederek kendimizi doksan seneye hapsetmektir. Bu yanlış, özgüvenimize mal oldu, özgüvenimizi yitirdik: 

Batı karşısında aşağılık duygusuna kapıldık.Buna “redd-i miras” derler: Bu redd-i miras, bize pahalıya patladı.

Söyler misiniz lütfen: Yavuz Sultan Selim’i unutturmak için, meşhur “Goben” zırhlısının “Yavuz Sultan Selim” olan adını, Cumhuriyet Türkiye’si sadece “Yavuz” şekline getirmekle ne kazandı, Meclis kürsüsünden Sultan II. Abdülhamid’e ve Sultan Vahideddin’e yapılan saldırılar hangi problemlerimizi çözdü?

Meşhur Fransız yazar Claude Farrer, “Size tuhaf bir şey söyleyeceğim” diye başladığı cümlesini şöyle devam ettiriyor:

“Günümüzün cumhuri-yetçi Türkleri, kendilerini Bayezid’in torunları değil de Timur’un torunları sayıyorlar. Cumhuriyet donanma-sında bir zırhlı var: Almanların eski ‘Goben’ Zırhlısı… Bu gemi-nin adını değiştirmek ve millî bir isim vermek gerekti. Çok haklı olarak ‘Yavuz Selim’ adı teklif edildi. Ama Çankaya Hükûmeti buna razı olmadı. Kısaca ‘Yavuz’ denmesini uygun buldu. Osman’ın (Osman Gazinin) kanı, Ankara’-daki adamlar için tarihten silinmesi gereken, nefret edile-cek bir şey hâline geldi. Tahripkâr ve zalim Cengiz’le Ti-mur; sayısız saraylar yaptıran, mabetler inşa ettiren, yol-lar açan, bunca eyaleti Türk topraklarına katan hü-küm-darlara (padişahlara) tercih edilmektedir… Cumhuriyet Türkleri, cetlerinin mirasını hor görmeye baş-ladılar.” (Claude Ferrere, Türklerin Manevî Gücü, s. 1987 v.d.).

Yabancıları bile dehşete düşüren bu redd-i miras, sa-dece kişilere münhasır kalsaydı, belki tahribat bu seviyede olmayacaktı. Hazin ki, aşiretten beylik, beylikten devlet, devletten imparatorluk çıkaran ve en az 500 sene cihanın üçte birine hâkim kılan temeller de tahrip edildi.Yeni devletin telâkkileri gibi insanları da “modern” olacaktı. 

Örnek vardı: Avrupa… Her vesi-ley-le kuyumuzu kazan, her fırsatta haçlı mantığıyla üzeri-mize çullanan Avrupa… Onun gibi giyinecek, onun yazı-sıyla yazacak, kendi kültür kaynaklarımıza sırt çevirip tarihi-mizi inkâr ederek onun kaynaklarına yönelecektik.Papa’-nın teklifini kabul ederek 

Hıristiyan olmadığı için Fatih’i kına-yacak, Yavuz’u “kanlı katil” ilân edecek, Sultan II. Abdülhamid’e “Kızıl Sultan”, Sultan Vahideddin’e “vatan haini” muamelesi çekecek, bütün tarihi “hane-dan tarihi” ilân edip karaladıktan sonra, Etilerden, Sümerlerden, Moğollardan ec-dat aramaya çıkacaktık…

Vakıalar, vesikalar önemsiz, kaynaklara sadık kalmak gereksizdi. “Millî olmak” yeterliydi. Bu uğurda geçmiş yok ediliyor, koskoca bir boşluk üzerine “yeni kimlik” inşa ediliyordu.“Yok”un üzerine gelecek inşa etmek gibi imkânsız bir hayalin peşinde yıllar tükettik. 
Bir de baktık Süleyman Şah türbesi karşımızda!

Yavuz Bahadıroğlu

Sorulacak en güzel soru şu aslında:
CUMHURIYET MASKESI ALTINDA SİZİN ASIL DERDİNİZ NE ONU Bİ SÖYLEYİN DÜRÜSTÇE?..

21 Nisan 2015 Salı

LA İLAHE İLLALLAH'dır özümüzdür

     Hepimizde üç aylara ulaşmanın sevinci var, huzuru var. Ben kendi adıma bunu hissettiğimi söyleyebilirim. Bu güne ulaştıran Rabbim'e hamd olsun.

     Bu aylarda ibadetlerimize daha çok önem vermeliyiz. Topluluklarda da kardeşlerimiz bu konuya sık sık değiniyorlar. Rabbim hepinizden razı olsun. Fakat bazı kardeşlerimden bu ibadetleri, zikirleri ve  namazları sorgulama yorumları alıyorum.

Şimdi söyle düşünelim kardeşlerim..
Mübarek, Allah katında değerli bi aya girmiş bulunuyoruz. Inşallah Mevlam nasip ederse sonunda Ramazan'a ulaşmayı diliyoruz ve bu ayları layıgıyla geçirmemiz gerek..

     O yüzden feyiz ve bereket mevsimi olan bu üç ayları zikir ve fikirle ihya etmiş olmak ve ayrıca kelime-i tevhid okuma sevabı almış olmak kadar güzel bi lütuf olamaz. Hamd olsun ki Rabbim bizi bugüne ulaştırdi..hamd olsun ki birileri vesile oldu ve bize bunu öğrenmek ve bu sevaplari kazanmak inşallah nasip olacak.

     Aslında yalnızca bu aylarda değil her zaman bu zikir dillerimizde kalbimizde olmalı...Ama bu mübarek aylarda 1 ise 10, 10 ise 100 kati veya Rabbim'in dilediği kadar sevabi var...bize düşen elimizden geldiğince layık olmaktir ve iyi değerlendirmektir.

     Nefsimizin ve şeytanın oyunlarına gelmekten Yüce Allah'a sığınıyorum...Rabbim Receb ve Şaban aylarını mübarek kılsın ve hayırla Ramazan'a ulaşmayı nasip eylesin bizlere inşallah..hayırlı nurlu geceler dilerim herkese...
     dua ile...

29 Mart 2015 Pazar

ŞAKA DEĞİL... KATLİAM!..

   
    Sanırım çok uzun bir ara oldu. Ama herşeyde olduğu gibi yazmanın da bir vakti var galiba...
Çünkü  her zaman olmuyor. Neyse bugün sizlere benimde okuyunca çok şaşırdığım ve daha önce bilmediğim bir konuya değinmek istiyorum bugün... gerçekten tuzaklar üzerimize oynanan oyunlar bitmiyor. Değerlerimizi şekil değiştirerek bize ezdiriyorlar ve biz bunun farkında bile değiliz.
 
     1Nisan, Haçlıların Müslümanları alt etmek için “hile”ye başvurduğu bir gün… desem ne dersiniz?

     Esasen dudak uçuklatan bir hikaye bu…

     İşte size (bugüne kadar bilmeyenler için) 1 Nisan şakasının tarihçesi:

     15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır.Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir.Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.
   
     En sonunda 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil;  “Şu iki kutsal kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım.” der, taahhütte bulunur.Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar, Haçlı ordusunun komutanına güvenerek kaleyi teslim ederler.Ama bakın neler yaşanır?..

     Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların katledilmesi için emir verir.Bunun üzerine, kaleyi Haçlılara teslim eden Müslümanlar şunu söyler:

-“Hani iki kutsal kitap adına yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz, ne oldu?”

     Haçlı ordusu komutanı da şu mukabelede bulunur:

-“Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur.”

     Haçlı kumandanının sözüne itimat eden Müslümanlar, ihanete uğradıklarını öğrendiğinde artık çok geçtir;…Ve tüm Müslümanlar hemen orada şehit edilir.Boşuna denmemiş; “domuzdan post, gâvurdan dost olmaz” diye…İşte o gün bugündür 1 Nisan Hristiyanlar arasında “Hile Günü” olarak kutlanmaktadır.

     Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan’lar, hâlâ bir şaka günü olarak kutlanmaktadır.

     Nereden geldiğini bilelim. Bilelim de ona göre kutlayalım...Aynen Yılbaşı kutlamalarında olduğu gibi…

     Tuzaklara,  oyunlara gelmeyelim. Rabbim muhafaza etsin inşallah. Islam üzerine Müslümanlar üzerine oynanan bu oyunları onların ayaklarına dolasın.

     Rabbim tüm ümmeti Muhammed ' in yar ve yardımcısı olsun...
     Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize üzerimize olsun...
     Hayırla, sağlıcakla ve dua ile kalın...

1 Ocak 2015 Perşembe

Hicri yıl... Yeni Yıl!


Herkes bi tutturmuş yeni yıl yeni yıl!..

Ne yapsak dostlarımızla, acaba nerede eğlensek, nerde bulsak kafayı..

Gördükçe, duydukça içimi bir korku kaplıyor...

Nasıl alıştık bu düzene, yada nasıl alıştırıldık!..

Ilginç!..

Bunları gördükçe sizlere bugün bi konu hakkında yazmak istedim. Demek ki bunları duymam gerekiyormuş. Bi hayra vesile oldular :)

Neyse.. bahsetmek istediğim esas olarak bizim yılımız; hicri yıl ve ayları..

Bildiğiniz gibi Receb, Şa'bân ve Ramazan Islami (Hicri) aylardan üçüdür. Islami ayların sayısı on iki aydır. Bu aylara Kameri, Arabi ve Hicri aylar da denir. Bu aylar sırasıyla şunlardır:

1. Muharrem

2. Safer

3. Rebîûl'Evvel

4. Rebîûl'Ahir

5. Cemaziyel'Evvel

6. Cemaziyel'Âhir

7. Receb

8. Şa'bân

9. Ramazan

10. Şevvâl

11. Zil'kâde

12. Zil'Hicce

Bir Müslüman kişinin bu ayları sırasıyla bilmesinde fayda vardır. Çünkü bu ayların bazı günlerinden üstün, gün ve geceler vardır.

Rabbim hepimize imanlı yaşayıp imanlı ölmeyi nasip eylesin inşallah...

Gerçekten kulluk bilinciyle ibadetlerimizi yapmayı nasip etsin...

Mevlam... sonsuz Hikmet sahibi Yüce Yaradan' ın sonsuz rahmeti,  merhameti cümle ümmeti Muhammed ' in üzerine olsun inşallah...

Söylemeden geçemiycem sizlere yazarken yeni yıla girmeyi unuttum!  :)

Ne yapalım  kaldığımız yerden devam o zaman...

Tühh tüh oldu mu şimdi...

Vaktinizi aldım dostlar..

Sağlıcakla ve dua ile hayırla hayra karşı kalın...

Bol dualı bol şükürlü geceler...